Yazara Gore Listeleme

  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    153,34 KB
    Eser Türü: Kitap
    Vâkıa Sûresi’nin adını hep duyardım, ama onu şimdiye kadar başından sonuna kadar -Kur’ân hatmi hariç- mânâsına yönelerek okumak hiç nasip olmamıştı. Sonradan Vâkıa Sûresi’nin –mânâsını ön plana çıkararak- okumaya başladığımda, bu sûrenin kıyâmet ve sonrasındaki âhiret yaşamı ile ilgili içerik taşıdığını gördüm. Hz. Peygamber bu sûreyi fakirlikten kurtarıcı bir “zenginlik sûresi” olarak tanımlamış ve sonrasında “eşlerimize ve çocuklarımıza bu sûrenin öğretilmesini” tavsiye etmiştir. Hele inananlar için hazırlanmış cennetin muhteşem tasvirini, nimetlerinin akıl almaz güzelliğini duyunca, hadîslerdeki zenginliğin –kişisel düşüncem- maddî zenginlikten çok “manevî” bir zenginliğe işâret ettiğini anladım. Hayat bir yolculuklar serisidir. Doğum bir yolculuğun başlangıcı, ölüm ise daha büyük bir yolculuğun başlangıcıdır. Vâkıa, ister evrensel kıyâmetle gerçekleşsin, isterse ölümle gerçekleşsin, hepimizin karşılaşacağı bir olaydır. İşte elinizde bulunan bu çalışma hakîkat yolculuğunda yürümek isteyen okuyucuya yararlanacağı bir idrâk zenginliği kazandırabilirse, yazarı için âhiret azığı olacaktır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    177,40 KB
    Eser Türü: Kitap
    Ağaç olmanın zor yanı, nerede büyümüşsen bir adım atamadan orada sâbit kalmandır. Hele de gövden kalınlaşmış, boyun uzamış, yaşlı bir ağaçsan. Geçmişin hatıraları ile baş başasındır; ne sevdiklerine gidebilirsin, ne de istediğin zaman onları görebilirsin. Beklemektir ağaç olmak, dört bir yana uçan özgür kuşlara, ülkeler gezen rüzgâra heveslenmektir. Sabretmektir ağaç olmak, her mevsime alışmak, her renge boyanmak, geceye gündüze, Güneş'e, Ay'a, yıldızlara eşlik etmektir. Ağaç olmak başlı başına özlemektir; gölgenizde oturan, dallarınızda konaklayan her yüzü, her sesi içinizde hissetmek, yeniden görmek/duymak hasretidir. Gelin ey göçmen kuşlar, dallarımda soluklanın. Siz kumrular yuva yapın yapraklarımın arasında. Çocuklar nerede kaldınız, salıncak kurun dallarıma, neşeyle şarkılar söyleyin, çığlıklarınız, gülüşleriniz yükselsin bana. Siz âşıklar, canım yansa da adınızı kazıyabilirsiniz gövdeme. Arkama saklanıp gelecek günlerin mutlu hayallerini kurabilirsiniz. Toprağı kazanlar, tohumu atanlar siz de bir ara verin dinlenin gölgemde. Yaslanın bana. Suyunuzu, ayranınızı serinliğimde yudumlayın. Ey derviş, namazını yanımda kıl, zikrini benimle çek. İstersen gözlerini kapatıp uzan biraz, en güzel rüyalarına ortak et beni. Şairler, ressamlar neredesiniz? Yalnızlığın şiirini yazmak, resmini çizmek istemez misiniz? Yapraklarımı açarken bir başka güzelim, dökerken bir başka. Evet! Yalnız bir ağacım bozkırda, dallarım gökyüzüne uzanmış, köklerim ise toprağın karanlığında yol bulmuş.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    110,84 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kimi Hallâc gibi darağacında yapar Mi'râc'ını, kimi Nemrud'un ateşinde, kimi Çarmıh'ta, kimiyse balığın karanlığında. "Lâmekân" olan varlığa Mi'râc'ın mekânı olmaz. Aslında zamanı da olmaz. Zaman, üç boyutlu varlık için bir anlam taşır, "Asr'dan Dehr'e" davet olunanlar için geçerli değildir. Rühânî bir şölendir, bir hayret ve haşyet yolculuğudur. Burada yaşananlar Allah ile kulu arasında, anlatılması yasak bir sırdır. Mi'râcin kemâli tekrar dünyevi hayatın realitesine geri dönmek ve yeniden hizmet için insanlık okyanusunun içine katılmaktır. Mi'râci büyük olanın bu oranda hizmeti/çilesi de büyük olacaktır. Hz. Yûnus'un balığı da değişti ve yeni anlam yüklemeleriyle hayat denizimizde farklı şekillerle karşımıza çıktı. Bazen makam balığı, bazen rütbe, bazen servet, hırs, şöhret, kibir, bazen de şehvet balığı. Kısaca en büyük/ana balık nefsimizdi ve farkında olmadan saydığımız bu sıfatlar gibi daha birçok irili ufaklı balıklar tarafından yutulduk ve karanlığa gömüldük. Bu karanlıktan çıkışı sağlayacak rehber şahsiyetlerden birisi Zülkarneyn idi. Zülkarneyn'in "iki boynuzu" sadece maddi kudret, güç ve iktidarı göstermiyordu. O, kendi çağının adil bir hükümdarıydı ve aynı zamanda dünyevî otoritesinin yanında mânevî/rûhânî gücü de temsil ediyordu. Bir anlamda "çift boynuz❞ insânın bu âlemdeki yaşayış/yürüyüş dengesinin nasıl sağlıklı gerçekleşeceğinin de bir işâretiydi. Zülkarneyn aynı zamanda "doğru bir amaca varmak için doğru araçları seçen yöneticiydi. Bu nedenle sorumlu olduğu insanların üzerine Güneş'i her an doğuracak kadar merhametliydi.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    206,36 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kur'ân, çocukları bize "Dünya hayatının süsü” olarak tanıtır. Hz. Peygamber (sas) de, Allah'ın kullarına olan merhametini sahâbesine anlatırken çocuğunu şefkatle emziren bir kadını örnek olarak göstermiş ve "Şu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağını sanır mısınız?" sorusuna "hayır" karşılığını alınca, "İşte Yüce Allah kullarına bu kadının çocuğuna şefkatinden daha merhametlidir" buyurmuştur. Bir başka gün de, torunu Hz. Hasan'ı öperken yanında bulunan ve "Benim on tane çocuğum var, onlardan hiçbirini öpmedim" diyen el-Akra et-Temîmî'ye "merhamet etmeyene, merhamet olunmaz" cevabını vermiştir. Şüphesiz anne ve babaların en büyük isteği/ideali dünyaya gelmelerine aracı oldukları çocuklarını güzel bir şekilde yetiştirmek, eğitmek, faydalı bir insan olarak hayata hazırlanmalarına yardımcı olmaktır. Bu konuda İslâm, anne ve babalara, çocuklarına koyacakları isimden başlayan, olgun bir insan olmalarına kadar uzanan gelişimlerinde birçok sorumluluklar yüklemiştir. Hz. Lokmân ile ilgili bu çalışmamızda, kendisine Allah tarafından verilen "Hikmet" tartışılmayan Hz. Lokman'dan ve O'nun her baba gibi oğluna zaman zaman yaptığı nasihatlarından bahsedeceğiz. Niyetimiz Ibn Abbas (ra)'dan rivâyet edilen ve Hz. Peygamber'in: "Siyâhîlere sâhip olunuz. Şüphesiz ki onlardan üçü cennet ehlinin efendilerindendir. Bunlar Lokmân el-Hakîm, Necâşî ve müezzin Bilal'dir" kutlu sözünü tutmak ve O'na gücümüz ve kabiliyetimiz ölçüsünde sâhip çıkmaktır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    183,58 KB
    Eser Türü: Kitap
    Allah boyasını yaşadığımız âleme sonsuz renklerle/tecellîlerle vurmuş ve idrak etmek isteyenlerin önüne esmâü'l-hüsnâ tablolarını cömertçe sermiştir. Böylece "Dipsiz Karanlık "ta gizli bir hazine (Kenz-i Mahfi) olan ve bu varlık düzeyinde her şeyden "aşkın olan" Hakk, bilinmezliğini dilediği ölçüde olmak kaydıylaizhâr ederek insanın fehminde ve idrâkinde sudûr eden, "bilinen-bilinebilir" bir tecellîye dönüşmüştür. Varlık âlemi maddî nesnelerden ve maddî olmayan ya da rûhânî varlıklardan ibârettir. “Bu iki nevi de Hakk’ın büründüğü, ister rûhânî ister cismanî görünümler ardındaki Hakk’tır. Zıtların çakışması ve zıt görünen bu görünümlerde Hakk’ı idrak etmenin yolu; zevk ederek kesreti vahdet, vahdeti de kesret olarak görebilmektir.”Ancak bunu yapanlar "ârif-i billâh" yâni "Hakk'ı tam doğru olarak bilen" insân olabilirler. Ve onlar hangi özel sûrete/libâsa girerse girsin sevgililerini tanırlar. İşte bu kitapta yaşam tablosunun güçlü fırçaları olan peygamberlerin hayatından okuyuculara dört renk sunulmakta ve böylece zıtlıkların oluşturduğu "Tevhîd"e dikkat çekilmektedir.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    218,39 KB
    Eser Türü: Kitap
    978-975-574-610-4 Çocukluğumdan bugüne hatırladığım bazı mutluluk sahneleri vardır. Bahçeli iki katlı evimizin mutfağında bir kuzine soba vardı. Rahmetli annem bu sobaların üzerine sıcak su ihtiyacı için güğüm koyardı. Bazen bu güğümlerden kaynamaya yakın öyle iniltili/hüzünlü sesler çıkardı ki, çocuk kulağımla bunlar bana anlatılmaz bir duygu verirdi. Yine böyle bir ses sırasında anneme sormuştum: "Anne! Bu güğüm ne diyor böyle?" Annemin cevabı hâlâ kulaklarımdan gitmedi. Şöyle demişti: "Oğlum, o güğüm Allâh'ı zikrediyor". İşte o günden sonra daha farklı bir gözle bakmaya başlamıştım çevreme. Köyümüzde çinko damın üzerine yağan yağmur damlalarının çıkardığı sesler, ocakta yanan fındık dallarının çıtırtıları, rüzgârın sesi, gök gürültüsü, denizin dalgası hep zikir gibi gelmeye başlamıştı bana.Kur'ân bu gerçekliğe gökte ve yerdeki tüm varlıkların birer zikir/tesbîh/duâ faaliyeti içerisinde olduklarını söyleyerek işaret ediyor. Yine bitkilerin, ağaçların, yıldızların secde ettiğini öğreniyoruz Kur'ân'dan. Bu idrâkle yaşadığımız âlemi seyrettiğimizde cansız/şuursuz bir nesneye değil, sonsuz bir kulluk coşkunluğuyla tesbîhini yerine getiren canlı bir varlığa baktığımızı hissediyoruz. Sanki "hâl diliyle" bu varlık bize şöyle sesleniyor: "Ey insân! Biz, ezelde Allah'ın bizim için çizdiği tesbîhi şaşmadan büyük bir aşkla yerine getiriyoruz. Haydi, ne duruyorsun, sen de katıl bu evrensel tesbîhe, bu zikir deryasına." Varlık ve oluş, Allah'ın isim-sıfatlarının yani "Esmâü'l-Hüsnâ"nın bir tecellîsidir. Allah, "Zâhir" ismiyle, varlıklar dünyâsında eşyâ ve olaylar hâlinde kendini bize göstermektedir. Öyleyse varlıkla bütünleşme, varlığın tesbîh çağrısına katılma, "Allah ile buluşmak" demektir. Tesbîh'e Çağrı, bu buluşmaya dikkat çekme ve bu mânevî yolda bir katkı sağlayabilme ümidiyle kaleme alınmıştır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    199,57 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Yüzümüz Kızarmadan" demek, yüzümüzü masivanın tozlarına/kirlerine bulaştırmadan Kur'an'ın tecelli ettiği bir güzelliğe dönüştürmektir. Bu dönüşümü gerçekleştirenler içlerinde yaşadıkları toplumun birer Sirac-ı Münir'i olurlar ve Risalet Güneşi'nden aldıklarını Velayet ayı ile yansıtırlar.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    169,53 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kur'ân, insanın yaratılışından bahsederken, önce onun toprak yönüne vurgu yapar. Bu yönümüzün ne olacağı belli; bir gün zamanı geldiğinde yine aslına kavuşacak/dönüşecektir. İkinci yön ise, beşeri/kabuğu insân yapan, çamuru kıyâma kaldıran, ona melekleri secde ettiren yöndür. Ona da Rûh diyoruz. Rûh da, beden ömrünü tamamladığında Azrâil aracılığıyla çekilir ve toprak yönü terk eder. Rûh, Allah'tan gelir ve yine O'na döner. İşte bizi hayata/Hayy'a bağlayan "tek ip" Rûhumuzdur. Yeryüzü sahnesinde Allah'ın ipine bağlı kuklalar gibiyiz. Lâtif olan bu ipi "beş duyu" ile ne yazık ki görme iznimiz yok. Bu hakikati öğrenmenin ise tek yolu var. Ya ferdî kıyâmetimiz olan zarurî ölüm gelmeden ihtiyarî ölümümüzle bunu idrâk edeceğiz; ya da Evrensel Kıyâmet'i yaşayarak göreceğiz. Günü saklı olan bu Evrensel Kıyâmet'i beklemek/düşünmek yerine, insânın "ölmeden önce ölerek" ferdî kıyâmetini içinde yaşamaya tâlib olması, hakikati tecrübe etmesi açısından en ideâl/kurtarıcı yaklaşımdır. Böylece insân, varlığının izâfi olduğunun bilincinde, hakîkatinin yalnızca Allah'ın İpi'nden ibâret olduğunu anlayacak; ef'âlinin de, sıfâtının da, zâtının da Allah'ın celâl ve cemâl iki kudret eline bağlı iplerle hareket ettiğini yakînen öğrenecektir. "Görünen ipler, görünmeyen iplerin yansımasıdır" bu âlemde. Allah ile bağı/ipi güçlü olanların, varlıkla da bağı/ipi güçlüdür. Mâsivâya dönük "Nefs Kılıcı"nın, rûhânî ipini kesmesine izin verme ey Tâlib! Gayret kemerini kuşan, keskin kılıcını "takvâ" taşında körelt ki kalbin "Sirâc-ı Münîre dönüşsün.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    183,64 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Gözler yalan söylemez" sözü önemli bir gerçeği vurguluyor bize. İnsân, davranışları ile birçok şeyi gizleyebilir, ama gözleriyle asla. Bir başka sözde de, "gözlerin, kalbin aynası olduğu" söylenir. Zaten gözler üzerine bunca yazılanlara çizilenlere bakılırsa, ruhumuzun bu dışa açılan pencerelerinin önemi rahatlıkla anlaşılır. İrfânî düşüncede olgunluğa giden yolu çok güzel özetleyen Hacı Bektaş Veli de, çevresindekilere "eline, beline, diline sahip ol" diye öğüt verirmiş. Göz bir yere kaymamış olsun, peşinden "gönül”ü de sürüklüyor. Gözün kontrol altına alınması günlük hayat içinde her zaman kolay olmaz. Günlük yaşayışımız sırasında birçok obje ve insanla karşılaşırız. Ancak gözün bir sorumluluğu vardır. Zihnimizi yoğunlaştırarak, ister eşya ister insan olsun, bir şeye yeniden dönüp bilinçli biçimde baktığımızda durum değişir. İnsan dediğin gözdür; bakışıyla anlamlandırır, bakışıyla yönelir. Hz. Peygamber’in “İkinci bakış şeytandandır” sözü, bu iki bakış arasındaki farkı son derece güzel bir şekilde açıklar. Kaynaklarda, “göz sahibi olmaktan utanan” insanlardan da söz edilir. Bu kimselerin ferasetleri, Allah’ın lütfuyla öylesine gelişmiştir ki, başkalarının gözlerindeki günah izlerini dahi fark edebilecek bir seviyeye ulaşmışlardır. Necip Fazıl Kısakürek de bu gerçeği bir beytinde şöyle dile getirir: “Onlar ki, göz sahibi olmaktan utanırlar, Gözüne bakar bakmaz Müslümanı tanırlar…” Elinizdeki bu mütevazı çalışma, işte bu “göz sahibi olma” endişesine ve gözün taşıdığı sorumluluğun önemine dikkat çekmek amacıyla, yalnızca Kur’ân kaynaklı bir tarama sonucunda oluşturulmuştur.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    157,99 KB
    Eser Türü: Kitap
    Dünyâ ölçeğinde “Tevhîd”e zarar veren, “Tevhîd”i şirke dönüştüren her türlü görünmez/örtülü odakları cin kavramı içerisinde değerlendirmek mümkündür. Başka bir deyişle ifâde etmeye çalışırsak “Tevhîd’i bölen ister şeytânî isterse insânî olsun her türlü gizli plan/eylem örtülü cinciliğin bir ürünüdür.” Kur’ân örtülü/görünmez/sinsi bu varlıkların şerlerinden korunmanın, ancak Allah’a sığınmakla mümkün olacağını çok açık bir şekilde söylemektedir. Bu çerçeveden bakıldığında insânlar üzerinde Rabb’lik, Melik’lik ve İlâh’lık taslayanlar Tevhîd’in egemenliğini bölmekte ve insânları Allah yerine kendilerine kul/köle hâline getirmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle yapılan bu eyleme “Cin Çarpması” yerine “Cin Bölmesi” adını vermek daha isâbetlidir. Her gün bizler sürekli bir “Cin Bölmesi” tehlikesiyle karşı karşıyayız. O kadar çok bölündük ki, ipi kopan dağılmış tesbih taneleri gibi olduk. Gönlümüz zihnimiz parça parça oldu. Ülkelerimiz/ sınırlarımız bölündü; mezheplerimiz/meşreplerimiz/dillerimiz/dinlerimiz bölündü; mescidlerimiz, okullarımız, iş yerlerimiz hatta evlerimiz bölündü. Üstelik olanca hızıyla sürüyor bu bölünme. Ne kadar küçük parçalara ayrılırsak o kadar güzel lokma oluyoruz çağdaş cinler sofrasında.

Sayfalar