Yazara Gore Listeleme

  • Yasin Aktay
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    1,17 MB
    Eser Türü: Kitap
    Karizma bahsi belli bir harekette veya şahısta bir karizmatik niteliğin bulunduğunu teşhis etmeyi sağlayan, tabiri caizse, müjdeleyici bir bahis değildir. Aksine daha ziyade ortaya çıktığı andan itibaren karizma etrafında toplanan, karizmanın davetine icabet eden kitlelerin, bu icabetle birlikte giderek zirvesine ulaşan karizmanın aynı zamanda inişinin de hazırlayıcıları olduklarını gösteren uyarıcı bir bahistir. Karizmanın ilk zamanlarında akıl almaz derecede fedakârca bir bağlılıkla hiç bir çıkar beklentisi içinde olmaksızın harekete intisap edenler, hareket belli bir başarıya ulaşıp daha da cazip hale gelmeye yüz tuttukça hasbilikten hesabiliğe doğru bir geçişin tanıkları, bazen de aktörleri olurlar. Bir kriz anının bütün zorlukları ve riskleri dolayısıyla ilk zamanlar özveriyle dahil olunan karizmatik hareket, karizmanın rutinleştiği bu aşamada bir tür ganimet paylaşımının adresi haline gelir.” Max Weber tarafından geliştirilen ve sosyal bilimler içerisinde çok önemli bir yere sahip olan karizma kavramı son yıllarda Türkiye’deki siyasal yaşamın ana motiflerinden biri haline geldi. Türkiye’nin önde gelen sosyologlarından Yasin Aktay, elinizdeki eserde, bir yandan karizma kavramının oluşum sürecini tartışırken diğer yandan Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmeleri karizma sosyolojisi ışığında değerlendiriyor.
  • Yasin Aktay
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    1,21 MB
    Eser Türü: Kitap
    Toplumların oluşumdan ve devamlılığında ortaj tarih anlayışının önemi nedir? Toplumların kültürel, ahlaki, dini ve siyasi birliktelikleri, tarihlerinin oluşumuna nasıl etki ederler? Tarih anlatılarının meşruiyet temelleri nelerdir? Toplumsal ortaklıkların ve tarih bilincinin bitmesiyle ortaya çıkan tarih bozumu. Tarih bozumunun ortaya çıkmasında küreselleşmenin etkileri nelerdir? Tarih oluşturacak malzemeden bir "ortak tarih"in oluşabilmesi için herşeyden önce bugünün insanlarında bir ortaklık kurma iradesinin oluşması gerekir. Eğer insan gruplarının, birbirleriyle münasebetleri temellendirebildikleri, bir aradalıklarını belli bir geçmişe ve hukuka dayandırabildikleri bir ortaklık hissi ve iradeleri yoksa ortak tarih kendiliğinden silinir. Bu irade oluştuğunda ise ortak tarih kendiliğinden oluşur. Tarih bir ortaklık işiyse birbirleriyle bir ortaklık hissetmeyen insanların tarihlerinden de söz edilemez. İnsanların ortaklık hissettikleri alanların azlığı aynı zamanda herhangi bir tarih olasılığının da tükenişine işaret eder. Korkarız ki bu olasılık, günden güne yoğunlaşan parçalanmışlık, çözülme ve dağılma duygularının yaygınlığı ölçüsünde bir kabus haline gelmektedir. İnsanların herhangi bir tarih anlamında bir tarihin tükenişinden, bir tarih bozumundan bahsedebiliriz. Bunda yaşandığı söylenen ve günden gün etkisini de hissettiren küreselleşmenin zamansallık yerine mekansallığa dayalı işleyişinin etkisi olduğu söylenemez mi? Olabilir. Ancak değişmeyen bir şey var ki, tarih ve tarihsellik anlatıları aracılığıyla tedavülde dolaşan milletlerarası hiyerarşiler ve hegemonya ilişkilerinin yerini küresel dünyanın örgütlenme biçimi almıştır. Dün tarih galiplerin tarihiydi, bugün dünya (globe) egemenlerin dünyası olmayı sürdürüyor. Tarih anlatılarının en önemli kaynağı olan ulus-devletlerin fiili varlıkları olmasa bile meşruiyet dayanaklarının aşınmasına, ilk etapta daha tikel ve mikro tarih anlatılarının ikame edilmesi eşlik etti, ama bu ikame kalıcı olamazdı. Tarih anlatısına yapılan itirazlar, belli bir tarih anlatısına duyulan kuşkuları sanılandan fazla derinleştirerek, herhangi bir tarih anlatısının tutunabilme zeminlerini yok etmiş görünüyor. Bütün bu gelişmeler tarih anlatılarının bozulmasına yol açıyorsa da bu tarih bozumuna bir özgürleşim umudu eşlik etmiyor. Sonuçta tarihin bozumu, aynı zamanda toplumsallığın da bozumuna delalet ediyor.
  • Yasin Aktay
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    905,00 KB
    Eser Türü: Kitap
    ..."Türk Sosyolojisinin Öz-düşünümselliğine Katkı" başlıklı birinci yazı bu amaçla siyaset ve sos-yolojinin eklemlendiği noktalara değinmektedir. Disiplini her türlü siyasetten ve öznellikten uzak tutma iddiası taşıyan sosyolojik çalışmaların içerdiği naiflik gösterilirken hem Batı'da hem de Türkiye'de şu ana kadar kayda değer bütün sosyolojik tezlerin sonuna kadar siyasetle içiçeliğine dikkat çekilmektedir. Bu bağlamda sosyolojinin siyasetsizleştirilmesi girişimlerinin en azından yöntemsel olarak ufuklarının ne olabileceğine dair çıkarsamalarda bulunulmaktadır. Muhayyile bilimle bağdaşır mı? Yakın zamanlara kadar bu soruya kuşkusuz olumlu cevap veri-lebilirdi. Oysa muhayyile bugün her türlü bilim etkinliğinin en önemli itici motivasyonlarından biri kabul ediliyor. Aynı durum sosyoloji söz konusu olduğunda en azından 1950'lerde C. Wright Mills'in Sosyolojik İmgelem isimli eserinden sonra biraz daha aşina bir tartışmaya işaret eder. "Sosyolojinin Yitik İmgelemi" başlıklı makalede sosyolojiyi her türlü değerlendirmeden ve muhayyileden uzak tutmaya çalışan naif girişimlerin bir eleştirisi yapılmakta ve sosyolojinin bu naif nesnelci baskıların altında muhayyileci-imgelemci niteliğini büyük ölçüde yitirmiş oldu-ğu anlatılmaktadır. "Türk Düşüncesinde Kayıp Halka: Siyasal" başlıklı üçüncü bölümde de öncelikle bir Türk dü-şüncesinin varlık imkânları değerlendirilmekte, ardından siyasal kavramının bilimsel literatürde hor ve hakir görülmesinin zihinsel arka planı irdelenmektedir. Siyasalı aşağılayan, onu hayatın dışına itmeye çalışan ve bunu büyük ölçüde başarabilen değişik zihinsel stratejiler bu bölümde sıralanmaktadır. Siyaseti bazen daha fazla yapıyor gibi görünen ama yaptığının aslında siyasalı hayattan kovmaktan başka bir anlam ifade etmeyen para-politik, arche-politik, ultra-politik ve anti-politik tutumlardan örneklerle siyasalın bir tür iade-i itibarı deneniyor. Dördüncü bölümde Türk sosyolojisi içinde bir genellemeye yol açmamaya dikkat ederek, ama bir sosyolojik portre denemesinden sosyolojinin bir kulvarının, belki de bir patikasının gelişimi anlatılmaktadır. Kendini İstanbul Üniversitesi'nde yapılan teorik-spekülatif nitelikli bir sosyo-lojiye karşı daha ampirik bir sosyoloji iddiasıyla tanımlayan Mübeccel Kıray'ın ODTÜ'de tesis ettiği sosyoloji geleneğinin gelişimini Bahattin Akşit örneği üzerinden izlemek mümkün olabi-lir. Akşit örneği ile hem ampirizmin hem de Marksist sosyoloji çizgisinin Türk sosyolojisine na-sıl bir katkıda bulunduğu ve bu katkının nereye doğru geliştiği somutluk kazanmaktadır. O yüzden bu bölümün salt bir Akşit portresi olmaktan öte bir bağlamı olduğunu söylemem gere-kiyor. "Entelektüel ve Cemaat" başlıklı yazının konusu sosyologlarla değil, belki sosyologların da bir parçası oldukları entelektüel hayatla ilgilidir. Entelektüelin bir cemaate mensup olması müm-kün müdür? Bir cemaate mensup olmak entelektüelliğe bir halel getirir mi? Entelektüel, cemaat kurup insanları peşinden koşturur mu? Türk sosyolojisinde kendine cemaat kurmuş isimler bu-nu hangi vasıflarıyla yaparlar? Güçlü düşüncelerinden dolayı mı, yoksa kurdukları cemaat mi düşüncelerine bir güç-popülerlik kazandırmaktadır? Bu sorular Türkiye'de sosyolojik bilginin itibarı açısından ciddi sorular sormamızı ve bu sorular etrafında dolanmamızı gerekli kılmakta-dır. Erol Güngör hiç şüphesiz Türk sosyolojisi içinde hak ettiği yeri alamamış bir düşünürdür. Oysa kısa ömrüne sığdırdığı çok değerli eserleri onun Türk sosyolojisinin değerlendirilmesinde özel bir örnek haline getiriyor. Mümtaz Turhan'ın sosyal psikoloji çizgisinden gelen ve milliyetçilik-le İslamcılığın eklemlendiği yerde özellikle son iki kitabıyla (İslam'ın Bugünkü Meseleleri ve İslam Tasavvufunun Meseleleri) sosyolojik literatüre önemli iki referans kitabı bağışlamıştır. Bu referansların yeterince takdir edildiği ne yazık ki söylenemez. Erol Güngör hakkındaki yazı ve düşünceleri üzerine yapılmış olan bir televizyon sohbetinin deşifre edilmiş metni, ona olan vefa borcumuzun ifasına yönelik küçük bir gayret olarak değerlendirilmelidir. (Mehtap TV'de Ba-hattin Akşit ve Vehbi Başer ile birlikte yaptığımız bir sohbeti böyle bir derlemeye katma fikri değerli öğrencim Faruk Karaaslan'a aitti. Programın deşifresini de kendisi yaptı. Bir teşekkürü fazlasıyla hak ediyor.) Kitabın son kısmında Yeni Şafak gazetesinde yayımlanmış iki sosyologla ilgili taziye ve kamu-da sosyologların istihdamı ile ilgili son durumu anlatan yazılar yer alıyor. Bu derleme kitabı oluşturan yazıların tamamı, daha önce, çeşitli yayın organlarında yayınlan-mıştı. Her makalenin sonunda, söz konusu makalenin yayımlanmış olduğu yer yayın tarihiyle birlikte zikredilmiştir. Bu vesileyle Tezkire, Divan, Yeni Türkiye dergilerinin değerli yöneticile-rine, Entelektüel isimli derlemesi dolayısıyla Kenan Çağan'a ve Türkiye'de Sosyoloji başlıklı kapsamlı derlemenin editörü Çağatay Özdemir'e şükranlarımı sunuyorum. Bu çalışmaların her birisinin gelişiminde Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'ndeki mesai ar-kadaşlarım ile öğrencilerimin görünür-görünmez birçok katkıları olmuştur. Bunu kendilerine de bir selam ve teşekkür yollama vesilesi saymalıyım.