En Son Eklenenler

Toplam 58532 sonuçtan 19831 - 19840 arası görüntüleniyor.
  • Leo Huberman
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    729,76 KB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Araştırma/İnceleme
    Konusu:
    Sosyalizmin Alfabesi, sosyalizmle yeni tanışanlar, sosyalizme dair derli toplu bilgi edinmek isteyenler ve sosyalizm hakkındaki bilgilerini tazeleme ihtiyacı duyanlar için temel bir başvuru kaynağıdır. Sağlam mantığı, güçlü kanıtları ve duru anlatımıyla parlak ve zihin açıcı bir sosyalizme giriş kitabıdır. İlk olarak 1953’te ABD’de yayınlanan bu değerli çalışma, kısa sürede sosyalist düşüncenin klasik metinleri arasına katılmış, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yarım yüzyıldır en çok okunan giriş kitaplarından biri olagelmiştir. Çıkarları gereği sosyalist olması gereken ama sosyalizm hakkındaki iftiraların ve ideolojik bombardımanın etkisi altında kalarak sosyalizme uzak duran emekçilerin önyargıları göz önünde bulundurularak yazılmış olması, kitabın hitap alanını hayli genişletmektedir. Yetkin Amerikalı sosyalist Leo Huberman’a göre, iyi veya kötü olsun, karşısında ya da uğrunda savaşılacak bir şey olsun, her şeyden önce sosyalizmin ne olduğunun anlaşılması gerekir. Kitabın amacı, sosyalizmin anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Kitabın ilk yarısı, kapitalizmin sosyalist açıdan ekonomik çözümlenmesine ayrılmıştır. İkinci kısmında ise sosyalist teori ele alınmıştır. Sosyalizm öğretisinin gelişmesinde rol oynamış olan en önemli ve etkili iki isim Karl Marx ve Friedrich Engels olduğu için, Sosyalizmin Alfabesi onların anlayışı üzerine kurulmuştur. Sosyalizmin Alfabesi’nin bu basımı, yazarlarının yaptığı son basıma uygun olarak, Leo Huberman ve Paul Sweezy’nin tamamlayıcı yazılarıyla zenginleştirilmiştir.
  • Ahmet Sabri Göktuna
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    15,98 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Araştırma/İnceleme
    Konusu:
    Bu kitapta, Marksist sosyalizmin devlet ideolojisi haline geldiği ülkelerdeki ilim, fikir ve sanat hayatının manzarasına ait örnekler bulacaksınız. Buraya aldığımız örnekler, komünist memleketlerde şimdiye kadar görülmüş ve halen de görülen yüzlerce vakanın sadece küçük bir kısmını teşkil ediyor. Vakaların seçilmesinde bilhassa tipik olanlar, yani ait olduğu sahanın karakteristik örneğin 'teşkil edenlerin alınmasına dikkat edilmiştir. Okuyucunun da göreceği gibi, buradaki özel durumların hepsi de genel bir tavrı aksettirmektedir. Okuyucu buradaki vakaları ve tahlilleri gördükten sonra, Sovyetler Birliği'nin bugün ulaşmış bulunduğu ilmî ve teknolojik seviye ile bizim naklettiğimiz zihniyet arasında büyük bir tezat görecektir. Hakikaten, düşünen kafaları parti emrinde çalıştıran bir memleketin Ay'a insan gönderecek kadar ilerlemiş olması ilk bakışta garip görünebilir. Fakat bilhassa son yıllarda Sovyet ilim adamlarının neşrettikleri protesto mektupları bu işte şaşılacak bir taraf bulunmadığını bize anlatıyor. Devletin resmî ideolojisi ile, doğrudan doğruya çatışmayan, üstelik Sovyetlerin maddî propaganda gücünde gelişmeye yol açan ilmî faaliyetler orada teşvik görmekte, bu faaliyetleri yürütenler de oldukça imtiyazlı bir hayat yaşamaktadırlar. Maamafih, ilimle ideoloji arasındaki bu uzlaşmanın da belli bir hududu vardır; laboratuarından dışarıya nadiren çıkan ilim adamları bile bir gün sosyal mesuliyet hissi duyarlar ve etraflarını saran hürriyetsizliğe karşı tepki gösteriler. Nitekim Sovyetler Birliği'nde şimdi rastladığımız manzara budur. Daha önce genellikle edebiyatçı, sanatkâr ve filozofların yaptıkları protesto hareketlerine şimdi fizikçiler de katılmış bulunmaktadır. Marksist ülkelerde niçin hür düşünceye yer yok? Niçin komünist partisinin hoşuna gitmeyen yazarlar ve sanatkârlar ya Sibirya’ya gönderiliyor yahut batı ülkelerine kaçıyorlar? Niçin Rusya artık edebiyat ve sanat sahalarında bir çorak toprak haline geldi? Nükleer bomba yapmakta Amerika’yı bile geçen bir memlekette niçin felsefe, psikoloji, sosyoloji son derece iptidaî bir haldedir? Niçin iktidardaki tek partinin görüşüne aykırı bir tek fikir bile ileri sürülemiyor? İnsanları zincirlerinden kurtarmak iddiasında bulunan bir doktrin nasıl olup da onların kafalarına bile zincir takmaya çalışıyor? Objektif düşünce ile ideoloji arasındaki ihtilâflar sadece komünist ülkelerde rastlanan şeyler değildir. Tarihin daha önceki devirlerinde olduğu kadar Yirminci Yüzyılda da bu türlü bir çatışmanın örneklerini gör- müş bulunuyoruz. Fakat onların hiçbiri Marksist ideolojinin yarattığı çatışma kadar ıstıraplı ve uzun süreli olmamıştır. Akademik faaliyetlere ve sanat çalışmalarına müdahale eden nazi ve faşist rejimleri bile bu müdahaleyi daha çok pratik maksatlara dayandırmışlardı. Nazizm, medeniyetin gelişmesine ve ırkî verasete ait bazı iddiaları dışında, ilmin yerine geçmek veya ilmî hakikati temsil etmek gibi bir teze sahip değildi. Komünizm, bunlardan farklı olarak, ebedî hakikat ve saadete kapı açan anahtarın kendisinde bulunduğunu iddia etmekle kalmıyor, bu yolun ilmî prensipler ve metodlarla bulunacağını da söylüyor. Hakikatte bu iddia da pek orijinal sayılmaz; Avrupa’da aydınlanma devri öncesinde de dinî ideolojinin aynı zamanda ilmî hakikati temsil ettiğine inanılırdı. Fakat o günlerden bu yana geçen yüzyıllar içinde iki ayrı sistemin, ilim ve dinin, birbirinden ayrı ihtiyaçlara cevap verdiği, binaenaleyh aralarında bir rekabet bulunamayacağı fikrine varılmıştı. Elli yıl kadar var ki bu konudaki eski iddia Marksizmle birlikte tekrar dirildi: Vakıalar arasındaki objektif illiyet münasebetlerini araştıran bir düşünce disiplini (ilim) ile bir sübjektif kıymet sistemi (komünizm) tekrar birleştirildi. Katolik kilisesinin bile ilimle çatışmadığı bir çağda komünizmin ilmî düşünce için çok ciddî bir engel teşkil etmesinin sebebi işte budur. Komünizm, kendisinin hakikî (!) ilmi temsil ettiğini söylemektedir. Hakikati sadece kendisinin bildiğini sanan peşin hükümlü bir şahıs, aksi kanaatları katiyyen kabul etmez ve onlara sırtını çevirir. Onun bu devekuşu tavrı, elinde bir kuvvet bulunmadığı içindir. Siz böyle bir şahsın bir de baba otoritesine, hattâ devlet otoritesine sahip olduğunu düşünün. Komünizm birçok ülkelerde böyle bir peşin hüküm sistemini hâkim kılacak devlet otoritesini de elde etmiş bulunuyor. Önümüzdeki sahifelerde bu despot babanın çocuklarına çektirdiği ıstıraba ibret verici misaller bulacaksınız.
  • Lauren James
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    9,79 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Roman/Öykü
    Konusu:
    ZAMANSIZ BİR AŞK DÜNYAYI YOK EDEBİLECEK BİR SIR On altı sene önce bir skandal dünyayı sarstı ve Katherine ile Matthew ortadan kayboldu. Şimdiyse Clove Sutcliffe onları bulmakta kararlıydı. Fakat ikilinin sırrını ortaya çıkardığında dünyayı yok edebilir ve hayatının aşkı Ella’yı sonsuza dek kaybedebilirdi… “Gerçek aşk ve reenkarnasyon üzerine eğlenceli, sürükleyici ve inanılmaz yaratıcı bir hikâye.” - Louise O’Neill, Kusursuzlar’ın yazarı - “Sürükleyici ve umut vaat edici… Lauren James takip edilmesi gereken bir yazar.” - Kirkus Reviews - “Uzaya ve farklı zaman dilimlerine yayılmış bir aşk hikâyesi, tahmin edilmesi güç ve içinizi ısıtacak bir roman.” - Melinda Salisbury, The Sin Eater’s Daughter romanının yazarı - “Sizi içine çekecek bir kitap. Başarılı bir ilk roman.” - Kendra Leighton, Glimpse romanının yazarı - “Eğlence, macera, entrika dolu bir roman ve epik bir aşk hikâyesi. Bir Sonraki Hayatımız, heyecan verici ve etkileyici bir çıkış romanı.” - Catherine Doyle, İntikam romanının yazarı -
  • Haruki Murakami
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    2,12 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Roman/Öykü
    Konusu:
    Japon edebiyatının aykırı çocuğu Murakami Haruki "Zemberek Kuşu’nun Güncesi" adlı, kendisine dünya edebiyatında önemli bir yer açan romanıyla Türkçe’de. Onu İmkânsızın Şarkısı’yla tanıyan okurları yine keyifli edebiyat dakikaları bekliyor. Toru’nun başına gelen olağandışı olaylar MURAKAMİ’nin hayalgücünün genişliğini bize bir kez daha gösteriyor. Gerçek ile olağanüstü arasında gidip gelen bu romanın, yazarın dünyasını okuyucuya cömertçe ve hiçbir sınır tanımadan sunduğu kesin. Üstelik cesur bir girişim bu. Yani Zemberekkuşu’nun Güncesi’nde Murakami'nin yetkin ve cesur kalemiyle bir kez daha buluşacaksınız.
  • Carmen Thomas
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    1,24 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Tıp
  • Judith Butler, Ernesto Laclau, Slavoj Zizek
    metin - İngilizce
    3 Ayrım
    2,36 MB
    Eser Türü: Kitap
  • Bilge Karasu
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    7,31 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Roman/Öykü
    Konusu:
    "Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda duruyordu. Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılınıyordu. O noktalırı da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bimediğimi kimse sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum yiçin, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri...
  • Judith Butler, Ernesto Laclau, Slavoj Zizek
    metin - İngilizce
    3 Ayrım
    2,36 MB
    Eser Türü: Kitap
  • Jules Verne
    metin - Türkçe
    6 Ayrım
    1,19 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Roman/Öykü
    Konusu:
    İngiliz donanmasından Yüzbaşı Fabian Mac Elwin zamanın en büyük yolcu gemilerinden biri olan Great-Eastern’la İngiltere’den Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmeye karar verir. Sevdiği kadın başkasıyla evlendirildiği için aşkını kalbine gömmesi gereken yüzbaşı, bu yüzen şehirde hayata yeniden tutunmayı istemektedir. Ne var ki gemide sevdiği kadının evlendiği adamla karşılaşır. Liverpool’dan Niagara Şelalelerine uzanan bu olağanüstü yolculuktaki yolcular okyanusların dalgalarıyla boğuşurken aşkın mucizelerine de tanık olacaklar. Satirik bir metin olan Yüzen Şehir’de Jules Verne’in, oluşturduğu mikro toplum üzerinden yaptığı iğneleyici toplumsal analizi keyifle okuyacaksınız.
  • Luca D'Andrea
    metin - Türkçe
    4 Ayrım
    12,33 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Roman/Öykü
    Konusu:
    New Yorklu bir belgeselci olan Jeremiah Salinger, eşi ve beş yaşındaki kızıyla birlikte İtalya’daki Dolomit Dağları’nın yamacında bulunan bir kasabaya taşınır. Oranın yerlileri tarafından kurulan arama kurtarma ekibini görünce onlarla ilgili bir belgesel yapmaya karar verir fakat çekimler sırasında yaşanan korkunç bir kazada Salinger hariç ekipten herkes hayatını kaybeder. Salinger hastaneden çıktıktan sonra yaşadığı vicdan azabıyla baş etmeye çalışırken pek çok fosile de ev sahipliği yapan görkemli ama bir o kadar da tehlikeli Bletterbach Vadisi’ni ziyarete gider ve burada yıllar önce korkunç bir cinayet işlendiğini öğrenir. Kasabanın yerlisi olan üç genç, insan mı, hayvan mı olduğu bile belli olmayan bir şey tarafından öldürülmüş ve katil asla bulunamamıştır. Salinger depresyonun pençesinden kurtulmak için bunu bir şans olarak görür ve olayı araştırmaya karar verir. Fakat kasabalılar bu işin peşini bırakması için Salinger’ı tehdit etmeye başlar. Bletterbach Vadisi ise içinde sakladığı gizem ve buz dolu mağaralarıyla Salinger’ı kendisine çekmektedir. Nesilden nesile aktarılan korkunç hikâyelere de konu olan bu vadide lanetli bir şeyler vardır ve Salinger her ne pahasına olursa olsun bunu çözmek zorundadır. Fakat araştırdıkça hikâyenin aslında çok daha derin bir yanı olduğunu keşfeder. Ta ki korkunç gerçeklere erişene dek.

Sayfalar