Kitap, sınıf öğretmenliği programındaki öğrencilere yardımcı bir kaynak ve içeriği de bu ders programıyla örtüşmektedir.
On bölümden oluşan kitapta, dünyada ve ülkede yaygın olarak kullanılan tanım ve kavramlara yer verilmektedir. Halk eğitimine neden gerek duyulduğu ve ilgili eğitim felsefeleri; yetişkinlerde öğrenme konusu özetlenmektedir.Yetişkin eğitimde kullanılan öğrenme yöntemleri ile kullanılan araç-gerçler; yetişkin eğitimcide aranan nitelikler ve yetişkin eğitimcinin görevleri ve yetişkin eğitiminin tarihsel gelişimi öztlenmektedir. Yetişkin eğitimiyle ilgili bu genel bilgilerden sonra, yetişkin eğitimi konusunda Türkiye'de ne olup bittiğine değinilmekte;yetişkin eğitimin tarihsel geçmişi;yasal ve kurumsal durum;belli başlı kurumların yetişkin eğitimi etkinlikleri ve uygulamaları ile yetişkin eğitimiyle ilgili sorunlar, gelecek ve öneriler tartışılmaktadır.
Bu çalışma, halk hikâyelerinin motif ve tip kataloğunun iskeletinin meydana getirebileceğini göstermektedir. Sözlü kaynaklardan derlenen yeni hikâyeler; yazma ve matbu metinler ve başta Azerbaycan olmak üzere diğer Türk Cumhuriyetlerindeki halk hikâyelerinin eklenmesiyle bu çalışmanın daha geniş bir boyut kazanacağı muhakkaktır.
ADoğu Türkistan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Türkiye ve Balkanlar silsilesinde, bu türün en kuvvetli olduğu yer hiç şüphesiz Azerbaycan ve Türkiye’dir.
Prof. Dr. Ali Berat Alptekin’in bu çalışmasında, Türkçe konuşulan ülkelere de yayılmış olan hikâyelerin motif yapısı irdelenmektedir.
Bu kitap çeşitli kurum ve kuruluşlarda halka yönelik olarak gerçekleştirmiş olduğum konferansları deşifrelerinin derlemesi olma özelliği ile özgün bir yayın niteliği taşımaktadır. Bu kitapta psikoterapi nedir, psikiyatri ve kültür, kimlik ve kişilik oluşumu, ergenlik, sınır kişilik, narsissitik kişilik, mükemmelci kişilik, kendini heder eden kişilik, ve pasif-agresif kişilik, varoluşçuluk, hipnoz ve hipnoterapi, sosyal mühendislik konuları ele alınmaktadır.
19, yüzyılın bir yanıyla meraklı ve maceraperest, çoğu zengin, soylu ve bir o kadar da halktan kopuk ve soğuk fildişi kulelerinde, pozitivist sancılarla,
sosyal determinist kanunların peşindeki 'dogmatik' tabir caize 'sosyal simyacı'larının , 20. Yüzyılda yerini alan, 'bilimselsosyalizm'in ve olabildiğince
'pragmatik kapitalizm'in dişli çarkları arasında 'ideolojik' tercihlerini bilimsel kılıflara uydurma telaşının huzursuz kıldığı 'akademik' hüvviyetler,
21. Yüzyılda daha demokratik, üretken ve kesinlikle dada da insan merkezli olmak zorundadırlar.
Özellikle 20. Yüzyılın gerektirdiği en büyük teorik kazanım ve açılımlardan birisi olan 'kültürel görecelelik'in önümüzdeki yüzyılda temel sosyal ve beşeri
bilimlerin yanısıra uygulamaya dönük politik ve siyasal bilimlerde de ana kabullerden birisini oluşturması ve elde edilen teknolojik bilgiye erişim ve
kitlesel karar mekanizmalarının devreye girmesiyle global anlamda pek çok sosyal ve kültürel sorunun çözümünde önemli rol oynayabilir. Bu bağlamda teorik
ve uygulamalı bir 'kültür bilimi' olarak, halkbilimi disiplinine açılan yeni ufuklar, akademideki küçük azınlığın büyük bir çoğunluğunun zannettiğinin
çok ötesindedir.