Yazara Gore Listeleme

  • Mehmet Niyazi
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    3,01 MB
    Eser Türü: Kitap
    “Ey göz alabildiğine uzanan Büyük Türk Mezarlığı! Nasıl bir ölü uykusundasın ki bunca şehidin kanı seni yeşertemedi. Hâlâ derin bir sükût içindesin; bir dile gelsen, neler anlatırsın, neler…” Türk edebiyatının usta kalemi Mehmed Niyazi’nin 2004 yılında yayınlandığı ilk günden itibaren büyük ses getiren Yemen! Ah Yemen!.. romanı, Türk toplumunun gönlünde hiç kapanmayan yaralar açan Yemen’i ve Yemen’de cansipârâne bir mücadele veren kahraman Türk askerlerini anlatıyor. Bir tarafta Wayman Buryler ve Lawrencelar ile onların kışkırttığı Yemenli asiler, diğer tarafta ise bizzat Enver Paşa’nın görevlendirdiği “Kuşların Şehyi” Eşref Sencer Kuşçubaşılar ve Mihrali Beyler… Bir tarafta İngiliz altınları ve silahlarıyla donanmış Yemenli asiler, diğer tarafta ise bütün yokluklara, hastalıklara ve imkânsızlıklara rağmen Yemen’i Anadolu’dan ayrı görmeden canını dişine takıp mücadele eden Türk askerleri…
  • Harold Lamb
    metin
    2 Ayrım
    1,19 MB
    Eser Türü: Kitap
    Aşkın, Bilimin ve Özgür Eleştirinin, Yıldızların Efendisi Ömer Hayyam'ın Romanı "Şimdi" dedi Ömer sesini yükseltmeden, "hareket etme ve adım atma. Korkacak bir şey yok. Sadece kule senin etrafında dönecek." Gazali, yüzünde hafif bir tebessümle, öylece bekliyordu. Böyle bir şeyin mümkün olmadığını gayet iyi biliyordu. Bu bir şakaydı. Ansızın hızlı bir nefes aldı. Aydınlatılmış perde gözlerinin önünde dönmeye başlamıştı... Bir süre sonra kule hafif bir sarsıntıyla durdu ve Gazali dizlerinin üstüne düştü. "Yarabbi... Neler oluyor?.. Allah'ın izniyle... kim?.." Kelimeler ağzında dolanıyordu Hüccet ül-İslam'ın. "Böyle büyük bir kuleyi ne döndürebilir ki? Onu dönerken gördüm." Ömer hiçbir şey söylemeden Gazali'nin ayağa kalkmasına yardım etti...
  • Murathan Mungan
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    4,07 MB
    Eser Türü: Kitap
    Bu hacimli kitap orta yaşın kıyısındaki yalnız bir kadının 5 yaşında bir kız çocuğuyla başbaşa geçirdiği beş günde geçiyor. Kolay üstesinden gelinmiş bir zaman dilimi değil ama. Adeta minyatür bir günümüz kadın prototipi olan minik Tuğde ile yaşadıkları roman kahramanı açısından zengin ama ıstıraplı bir deneyime dönüşüyor ilerleyen sayfalarda. Yüksek Topuklar, Murathan Mungan'dan İstanbul, özellikle de Beyoğlu ekseninde gezinen uzun bir gözlem ve deneyim kılavuzu olarak okunabilir. Bundan birkaç yıl önce yazmaya karar vermiştim bu öyküyü. Güzel ve uzun bir öykü olsun istemiştim. Her zamanki gibi onca iş, onca uğraş girdi araya; gündeliğin hayhuyunda başka öyküler, başka öykücükler; yalnızca yazılan, yazılmayı bekleyenler değil, yaşananlar da geçit vermedi... Sonunda, "Bir gün yazarım, nasıl olsa bir gün yazarım," diye beklettiklerimden biri olup çıktı bu da... Kimi zaman, yazdığımda, kim bilir nasıl müthiş bir kitap olacağını düşleyip, heyecanlandıklarımdan biri olarak geliyordu aklıma; kimi zaman da yazamadıklarımın yüreğimi daraltan ağır çeki taşlarından biri olarak... Bu tür "muhasebeler" içinde bulunduğum ruh haline göre değişiyordu; belki yazacağı onca şeyi üst üste yığıp yıllar boyu onlarla birlikte gezen bütün yazarlarda böyle oluyordur. Artık onları bilemem. Ama her zaman söylerim, yazıp da, düşlediklerinizin ne kadarını yazabildiğinizi görmektense, "bir gün yazdığımda nasıl müthiş bir şey olacak kim bilir!" diyerek kendinizi geleceğe ertelemeniz daha heyecan vericidir. Bilirsiniz, insanları heyecanları yaşatır. Buraya kadar söylediklerimden benim bir yazar olduğumu düşünmüş olmalısınız; hayır, değilim, ama öyle zannedilmek hoşuma gidiyor. Aslında yazıya gönül vermiş olduğumu, boş zamanlarımda, nasıl derler, "kendi çapımda" öyküler, öykücükler, çeşitli denemeler yazdığımı, ne yazık ki, ancak birkaç yakınım biliyor. Onların da pek ciddiye aldığını sanmıyorum. Başarılı bir grafikerim, işime çok asılmamakla birlikte fena para kazanmıyorum; bunların bana yettiğini düşünüyor olmalılar. Yazdıklarımdan, yazmaya çalıştıklarımdan kimselere pek söz etmem; hem kendimi sahiden bir yazar olarak görmeyişimden kaynaklanıyor bu -insan kendini bir yazar gibi hissetmezse, başkaları için nasıl ikna edici olabilir?-; hem de heyecanlarıma kapılıp birkaç kez anlatacak gibi olduğumda, karşılaştığım genel bir kayıtsızlık, umursamaz tavırlar ya da anlattıklarımın başkaları tarafından inançsız gözlerle dinlenmesi, beni bu konuda iyice ürkek yaptı. Ben de bu arzumu kendime saklamaya karar verdim. Eğer günün birinde iyi bir kitap yazabilirsem, hepsinden öcümü almış olacağım.
  • Melissa P.
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    334,16 KB
    Eser Türü: Kitap
    Saplantılı bir aşk. Şiddetli bir tutku. Çarpıcı bir yetenek. Ve geceleri yusufçuk kılığında gezen bu gizemli kız… Yusufçuk Gece Gelir, edebiyat dünyasında son on yılın en çok yankı uyandıran yazarının sıra dışı yeni romanı. Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi, Türkiye’de 200.000 adet satıldı, hâlâ satılıyor. Hakkında birçok kişi yazdı, konuştu, hâlâ konuşuluyor. 30 dilde, 41 ülkede yayımlandı. İtalya ve Almanya’dan sonra en çok Türkiye’de sattı. ”Hemen orada bana sahip oluyor. Bedeni görkemle bedenimin üzerine çıkıyor ve kulağıma hoşuma giden şeyler fısıldıyor, kulak mememi nefesiyle ısıtıyor. Sonra bir öksürük sesi duyuyorum ve gözlerimi aralıyorum; masaya doğru eğilmiş ve boğuk boğuk öksüren bir kadın görüyorum. Kafasını kaldırıyor ve bana kötü kötü bakıyor. Sarışın, çiçekli bir elbise giymiş, zayıf ve derisi kırış kırış. Ona bir süre daha bakıyorum, sonra üzerimde uzanmakta olan erkeğe bakıyorum, gözlerimi yeniden kapatıp açıyorum, bakışlarımı kadının olduğu yere doğru çeviriyorum, gitmiş olduğunu fark ediyorum. Ama öksürük sesi gelmeye devam ediyor. Erkeğimi kendime doğru çekiyorum ve onu yiyip bitiriyorum. Dili kanıyor ve dilinden kan damlıyor.” Eğer onu tanıdığınızı zannediyorsanız, bir kez daha düşünün!
  • Nabizade Nazım
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    585,66 KB
    Eser Türü: Kitap
    Nabizade Nazım'ın Karabibik'ten altı yıl sonra yayımladığı Zehra, bir hırs ve intikam romanıdır. Zengin bir tüccarın kızı olan Zehra, öksüz büyümüştür ve aşırı kıskançtır. Babasının kâtibi Suphi'yle evlidir. İlk zamanlar karısına âşık olan Suphi bir süre sonra gönlünü güzeller güzeli Sırrı Cemal'e kaptırır. Yaradılışından kıskanç olan Zehra, birde kocasının evdeki güzel cariye Sırrı Cemal'e âşık olduğunu öğrenince intikam ateşiyle tutuşmaya başlar. Zehra'nın hırsıyla sonunu düşünmeden çevirdiği entrikalar sonucu birçok hayat mahvolur. Nabizade Nazım, romanda aşırıya kaçan duygu ve zaafların insanlara neler yaptırabildiğini, kişinin hem kendisine hem de çevresine verdiği zararları anlatmak istemiştir.
  • Michel Deon
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    916,16 KB
    Eser Türü: Kitap
    İş hukuku okumak üzere Fransa'dan Amerika'ya doğru bir transatlantikle yola çıkan bir Fransız delikanlı: Arthur. Ellili yıllar. Yoksul kırsal kesimden gelen oğlunun toplum içinde yukarılara tırmanması için yanıp tutuşan annesi, onun zenginler ve ayrıcalıklılar kulübüne katılmasını dört gözle beklemektedir. Oğlunun başarılı bir öğrenim yaşamı olduğunu düşleyerek, mutluluk içinde ölür. Ne var ki, onun duygusal başarısızlıklarından haberi olmaz. Oysa bu başarısızlıklar, Arthur'ün eğitimde gösterdiği başarıları gölgede bırakacaktır. Brezilyalı Augusta ile olan ilişkisi, altından kalkamadığı bir bozgun olur. Elisabeth'ten aldığı dersin açtığı yara yirmi yılda kapanacaktır. Gizli tutulmuş aşkların öyküsü, bir yanlış anlaşılmalar dizisinden başka bir şey olamaz. Augusta, Elisabeth ve Arthur de bu yazgıdan kurtulamazlar. Ne var ki, alınan bu yaraların zaman içinde deneyim kazanılarak iyileştirilmesi insanı sonunda mutlu kılmaya yeter. Michel D‚on, Zenginler Sofrası yayımlandığında şöyle demişti: "Benim sermayem geçmişimdir. Bu geçmişe sürekli el atıyorum. Öyle ki, günün birinde beş parasız kalabilirim."
  • Fabian Lenk
    metin - Türkçe
    4 Ayrım
    1,09 MB
    Eser Türü: Kitap
    M. S. 80 yılında Roma Kolezyum’da düzenlenen gladyatör dövüşlerine son verilmesini isteyen kişi kim olabilir? Zaman Dedektifleri, kendisine “Kızıl İntikamcı“ diyen bu gizemli kişinin kimliğini ortaya çıkarabilecek mi? Üç yakın arkadaş; Güneş, Maya ve Ateş eski bir kütüphanedeki zaman tünelinden geçerek istedikleri tarihe ve yere gidebiliyorlar. Bu tünel sayesinde yaklaşık 2000 yıl öncesinin Roması’na giden üç arkadaşın bu macerasını soluk soluğa okuyacaksınız.
  • Fabian Lenk
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    1,24 MB
    Eser Türü: Kitap
    M.Ö. 1478 yılı... Mısır'dayız. Mısır'ı, kadın firavun Hatşepsut yönetiyor. Onu öldürmek için fırsat kollayan düşmanları kim dersiniz? Üç yakın arkadaş; Güneş, Maya ve Ateş, sırlarla dolu, eski bir kütüphanenin gizemini öğrendiler. Zaman tünelinden geçerek geçmişe yolculuk yapabiliyor, istedikleri tarihe ve yere gidebiliyorlar. Bu tünelin yardımıyla Hatşepsut dönemine giden üç arkadaş, kraliçeyi kurtarabilecekler mi? Heyecanın dorukta olduğu bu serüven, Eski Mısır'da sırlarla dolu bir yolculuğa çağırıyor sizi.
  • Shari Lapena
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    2,64 MB
    Eser Türü: Kitap
    Yan evin duvarlarının ardında neler yaşandığını asla bilemezsin… Marco ile Anne, komşuları Cynthia ile Graham'ın evine akşam yemeğine davetlidirler. Cynthia altı aylık bebekleri Cora’yı getirmemelerini özellikle rica etmiştir. Bebek bakıcısı yemekten az önce gelemeyeceğini söyleyince Marco bir plan yapar. Bebek telsizini yanlarına alacaklar ve bitişik evdeki bebeklerini sırayla, yarım saatte bir kontrol edeceklerdir. Marco ile Anne gece 1’de eve döndüklerinde bebeklerini yatağında bulamazlar. Cora’yı en son 12.30’da gören Marco’dur. Eve gelen Dedektif Rasbach’ın ilk şüphelileri çıldırmanın eşiğindeki Anne ile Marco’dur…
  • Kemal Sayar
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    1,35 MB
    Eser Türü: Kitap
    İnsanın insanı pek az dinler hale geldiği bir dünyada, psikoterapi, eşsiz bir insani karşılaşma imkânı sunar. Terapi odası, zamanımızda, pek çok kişinin gerçekten işitildiği tek yer haline gelmiştir. Peki, terapi odası değer-bağımsız bir alan mıdır, yoksa bütün kuramlar gibi modern terapi kuramlarının da berisinde bir kültür ve ideoloji saklamakta mıdır? Terapi : Kültürel bir Eleştiri adlı bu kitabında Prof. Dr. Kemal Sayar, bir şifa yönteminin kültürel çözümlemesini yapıyor. Zamanımız 'psikolojik insan'ın yükselişine ve 'terapi kültürü'nün yaygınlaşmasına tanıklık ediyor. İnsanlar kendilerini, modern çağda giderek daha fazla terapi diliyle ifade ediyor. Modern terapiler, bireyselleşme ve özgürlüğe vurgu yaparken, insanı toplumsal ve kültürel bağlamından uzaklaştırıyor mu? Modern terapiler eliyle yalnızlaşma, katı bireycilik, yabancılaşma veya narsisizm gibi modernliğe mahsus bazı 'hastalıklar' çoğaltılıyor mu? Terapi, kimileyin çözümünü hedeflediği sorunları, kendi eliyle üretebilir mi? Elinizde tuttuğunuz kitap, hem bir modern çağ eleştirisi sunuyor, hem de bu sorulara cevap arıyor. Terapi: Kültürel Bir Eleştiri, psikoterapinin kendi içinden yükselen bir ses, bir eleştiri. Bireyi iyileştirmeye çalışırken, kendi içindeki açmazlara bakmayı başaramayan terapi yöntemlerine içeriden bir bakış. Prof. Dr. Kemal Sayar, insanın “kendisini tavaf eden hacı” olduğu bir zamanda, mesleki birikimini bir ayna misali psikoterapi kuramlarının üzerine tutuyor. İnsanın ilişki arayan bir varlık olduğunu söyleyerek, psikoterapi kuramlarındaki esaslı paradigma değişimine dikkatimizi çekiyor. Gündelik hayatı ve politikayı terapi odasının dışında bırakmayan, kültürel ve sosyal bağlama dikkat kesilen, ötekinin yüzünü bir çağrı olarak önemseyen, şiirsel ilhamlara açık bir psikoterapi öneriyor. 'Çağın terapi odası'nda kafası karışmış herkes için, yeni sorular sorduracak, insanı farklı ve derinlikli bir bakış açısıyla kavramamızı sağlayacak bir kitap. Şifa niyetine.

Sayfalar