Annesiyle babası öğretmen olan Barış meraklı bir çocuktur ve kafasında yanıtını arayan birçok soru vardır. Babasının sınıf geçme hediyesi olarak verdiği defteri günlük olarak kullanmaya başlayan Barış, buraya hem yaşadıklarını hem de kendi hayal dünyasındaki öyküleri yazar, babasının derlediği türkülerden bazılarını eklemeyi de unutmaz. Yaz tatilini geçirmek üzere ailesiyle birlikte köye gidince de orada bambaşka bir dünyaya girer. Doğayı, kuşları, yıldızları, özgürlüğü seven Barış köydeki çocuklarla sıkı bir arkadaşlık kurar, hem onlara çok şey öğretir, hem de kendisi pek çok şey öğrenir: paylaşmayı, dostluğu, yardımlaşmayı... Rastlantıyla keşfettikleri bir şey ise bütün çocuklara bir serüvenin yolunu açar.
İçimdeki dost sesi, ozan sözü, aşık sazı...
Bu kez türkülerle selam sana. Deyişlerle,
denemelerle, ağıtlarla, güzellemelerle selam.
Kulağında kalsın bu sözler de, yüreğinde
yer etsin. Sen de beni türkülerle an,
türkülerle bil...
Al bir köşeye koy bu defteri de, vakti
gelince an. Sazla, sözle, şiirle yad et beni.
Unutma bu sözleri, tozlandırma hatıramın
üzerini yeter...
“Çok kötü bir iş.” Türkü Söylüyor Otlar’da Rodezya’nın ırkçı beyazları, Turnerların uzak çiftliğinde işlenen cinayetten bu alelade cümleyle söz ederler. Ayrıcalıklarını korumak, krizleri sıradanlaştırmakla mümkündür. Lessing’in 1950 yılında yayımlanan romanı Türkü Söylüyor Otlar bağımsız, şehirli bir beyaz kadın olan Mary’nin, yine beyaz bir çiftçi olan Dick’le evlenip onun çiftliğine taşınması üzerine kuruludur. Yalıtılmışlık, tekdüze çiftlik yaşamı, yarı-insan konumuna itilmiş siyah hizmetçiler ve Dick’in onulmaz yoksulluğu Mary’de şiddetli bir ırkçı nefrete evrilir, ta ki yeni siyahi hizmetçisi Moses’in gelişine dek. Moses’in Mary’yle kurduğu bağın özgünlüğü, aralarındaki efendi-hizmetçi gerilimiyle daha da karmaşıklaşacaktır. Doris Lessing küçüklük anılarından süzdüğü bu yapıtında kısır bir yaşam, sevgisiz evlilik ile ırkçılığın birbirini nasıl beslediğini incelikle sergiler.
Dolan gözler
Dolukur dolan gözler
Bana derler ağlama
Durmuyor dolan gözler
Bir türkünün sözleri içinde, bütün bir türküyü taşıyan, o sözlerin bir anlamda belkemiğini oluşturan, şiirsel yükü en fazla olan, diğer bütün dizelerin sanki onu söylemek için söylenmiş olduğu bir-iki dize, bir dörtlük vardır. Diğer dizeler de elbette çok güzeldir ama o dize söylenmemiş olsaydı, türkü değerinden yitirecekti, duygusunu yaşadığımız bir “şah” dizedir, dörtlüktür o. Sesin kendini tamamlaması, çavlanlar çizerek akması o dize olduğu içindir sanki. Halkın yaratıcı dehasının billurlaştığı dizelerdir onlar.
Bu kitap, biraz da kendim için hazırladığım binlerce türküden bir kenara not aldığım dizelerden, dörtlüklerden oluşan bir küçücük toplam. Burada sadece 324 türküden yapılan alıntılar var. Bütün kalbimle bir “ırmak şiir” gibi okunmasını dilerim.
Biz kendimizi nasıl görüyoruz? Doğru mu görüyoruz?
Onlar bizi nasıl görüyor. Dünyanın büyük ve küçük devletleri, kendilerine ve dünyaya nasıl bakıyor?
Bizim dünyaya ve kendimize bakışımızda bir yanlışlık mı var?
“İskender Öksüz, gençlik yıllarımızdan beri Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan ve Erol Güngör’ün sosyoloji çizgisine bağlı, kaliteli bir milliyetçidir... Önemli bir kitap. Tavsiye ederim.” Taha Akyol, Milliyet Kitap
“Türk milliyetçilerinin okuması gereken iki temel kitap: Türk’üm Özür Dilerim ve Niçin? Her iki kitabı da 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü çalışanları için zorunlu okuma kitabı yaptım. Sizler için zorunlu hale getirememancak bu kitapları şiddetle tavsiye ediyorum.” Prof. Dr. Ümit Özdağ
“Kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlıyor İskender Öksüz. Bu kimliğiyle de Türkiye'nin lehine olanları bulup çıkarmak ve aleyhine olanları teşhir etmek gayretinde olduğunu söylüyor. Katılır ya da katılmayız, o başka ama bir fikri-ideolojiyi-felsefeyi müsveddelerinden dinleyeceğinize-okuyacağınıza kaynağından okumak en doğrusu. İskender Öksüz, milliyetçi düşüncenin itirazlarını anlamak için bakılabilecek en ehil kaynaklardan biri.” Halime Kökçe, Star
“Başlık ironik. Bizi öyle hâle getirdiler ki, âdeta Türk olduğumuzdan utandırır oldular. Türk’üm Özür Dilerim... ‘Türk’ mefhumu tartışmalarında son noktayı koyan bir eserdir.” Arslan Tekin, Yeniçağ