Yazara Gore Listeleme

  • Metin Solmaz
    insan sesi mp3 - Türkçe
    6 Ayrım
    146,58 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Mehmet Zafer Ulusan
    "Düşünsenize; belediyeler toplutaşımadan, yani bizlerin sırtından para kazanıyor, üstgeçit yapıyor, yani sadece karşıdan karşıya geçme eylemi için tırmanış yaptırıyor: Bunlar apaçık halka hakaretken, halka hizmet diye pazarlıyor. Pek çok insan da bunu satın alıyor. Sadece üşütmek diye bir hastalık var sanarak çocuklar, büyükler kapalı alanlara kapatılıyor. Hayat her gün bu tip hurafelerin de yardımıyla, biraz daha sokaktan parktan AVM'ye, yani sahiciden plastiğe doğru kayıyor. "Alttan soğuk almak" endişesiyle oturulamayan taşların çimenlerin, "cereyan yapar" endişesiyle açılmayan camların, matematik cehaletini korumak için "Einstein da matematikten kalmıştı" yalanına inanmanın hiç mi suçu yok? İnsanların başka başka ırklardan oluştuğunu sanmak, ateşlenen çocuğun üzerini örtmek, Uzun Mehmet'i, Ulubatlı Hasan'ı gerçek sanmak sadece saçma mı? Zararları da yok mu? Bu kitaba koymaya değer bulmadığım kadar paçoz bir efsane olan "bor madenimiz var, zengin olacağız ama Batı izin vermiyor" konusunun kaç kişiyi "dış güçler" konusunda paranoyak yaptığını düşünsenize. Yahut kedilerin nankör olduğu, tüylerinin akciğere yapıştığı filan gibi saçma fikirler olmasa hayvanlarla insanların ilişkisi biraz daha medeni olabilirdi. Sıradan bir "tırıvırı bilgiler kitabı"yla dünya devrimi yapılabileceğini iddia etmiyorum elbette. Ama hurafelerden kurtulmak herkes için faydalıdır." (Tanıtım Bülteninden)
  • Ian Buruma
    insan sesi mp3 - Türkçe
    7 Ayrım
    221,10 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Mehmet Zafer Ulusan
    laş - A + ‘Demokratik toplumları bir arada tutmak için ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek mi?’’ Ian Buruma, kitabında din ve demokrasinin nasıl bir arada var olabileceğine dair önemli tespitlerde bulunuyor. ÖZGÜR DUYGU DURGUN Malumunuz Haziran’a gergin bir başlangıç yaptık. 7 Haziran seçimleri ve ardından gelen koalisyon tahminleri hâlâ siyasi gündemin bir numaralı meselesi. Din ve kimlik siyasetinin pompalanması marifetiyle adım adım ciddi bir toplumsal kutuplaşmanın içine itildiğimiz şu dönemde, koalisyon tahminlerine biraz mola verip, kültür araştırmacısı, the New Yorker ve the Guardian’a sık sık yazan ve aynı zamanda Bard Collage’da ders veren Ian Buruma’nın Dinin Demokrasiyle İmtihanı: Üç Kıtadan Deneyimler başlıklı kitabına kulak vermenin tam vakti... Zira kitabın ele aldığı sorular Türkiye’nin 90 yıllık varoluş hikâyesi açısından da dinin demokrasiyle imtihanı konusunda düşündürücü saptamalar içeriyor. Buruma, Fransız siyasi düşünür ve tarihçi Alexis de Tocquville’in şu sorusunu kitabın iskeleti olarak kurmuş: “Demokratik toplumları bir arada tutmak için ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek mi?” Ian Buruma, çok sayıda güncel ve tarihsel örnekten yola çıkarak kitabında demokrasinin işlemesi için dinî inanca dayandırılan şiddetin durdurulması gerektiğine dikkat çekiyor. ABD ile Avrupa’yı karşılaştıran Buruma, niçin çok sayıda Amerikalının –ve çok az sayıda Avrupalının- dini demokrasinin hizmetinde bir kurum olarak gördüğünü soruyor. Çin ve Japonya örneklerine dönerek, yalnızca tektanrılı dinlerin seküler siyaset için sorun yarattığına ilişkin yaygın inanca karşı çıkıyor. Ve çağdaş Avrupa’da görülen radikal İslam olgusunu, Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri’nin yayımlandığı dönemde aldığı tehditlerden Theo van Gogh cinayetine uzanan farklı örneklerle gözden geçiriyor. Taraf tutmamaya özen gösteren Buruma, “Batılı değerler”i savunanlar ile “çokkültürcü”ler arasındaki savaşın sorunlu yönlerini göstererek, demokratik bir Avrupa İslam’ının yaratılmasının “zorunlu” olduğunu vurguluyor. Nasıl mı? Öncelikle dini ezme girişimlerinin, demokrasi getirmek yerine genellikle dinî isyanlara ya da dinî şiddetin en kötü biçimlerine kadar kanlı siyasi kültlere yol açtığını hatırlatarak… Örgütlü dinleri ezme girişimlerinin toplumlarda yarattığı ağır tahribatı hatırlatan Buruma, Nazizm ve Stalinizmi yad etmeyi ihmal etmeyerek, devletin mutlak hakikatin kaynağı olduğunu iddia ettiği böyle örneklerde her yolun kaçınılmaz olarak şiddete çıkacağının altını kuvvetle çiziyor. Medeniyetler çatışması mı dediniz? Robert Frost’tan manidar (!) bir alıntıyla (‘‘Yaşlandığımda muhafazakâr olmama yol açmasından korktuğum için gençliğimde radikal olmaya asla cüret etmedim’’) devam eden kitabın önemli bir kısmında İslam’ın demokrasiyle olan gerilimine ve Avrupa– İslam ilişkisine odaklanılıyor. Ezici çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin kültürel, siyasi, tarihsel çok farklı nedenlerle otokratik olmaya yatkın olduğuna dikkat çeken Buruma, öte yandan İran ve Afganistan dışında kalan Mısır ve Irak gibi ülkelerde diktatörlüklerin seküler olduğunu ve referanslarını Marksizm’den aldıklarını hatırlatıyor çok önemli bir detay olarak. Özellikle bu iki ülkede ortaya çıkan radikal dinsel aktivizmin temel hedefinin yozlaşmış seküler polis devleti olduğunu anımsatan yazar, “Saddam gibi otokratik Ortadoğu elitlerinin yozluğu, kafir Batı ile özdeş görüldüğünden bugün Amerika ve Avrupa’nın köktendincilerin temel hedefi haline geldiğini” sözlerine ekliyor. Günümüzde Avrupa’da var olan İslam korkusunun sadece şiddetle sınırlı olmadığını da düşünen yazar aynı zamanda Müslümanlar daha fazla çocuk yaptığı için bir çeşit “yok olma”, “Avrupalı kimliğini yitirme” ve “İslamlaştırılma” gibi korkuların Avrupalılarda giderek kronik bir hal aldığına dikkat çekiyor. Buruma’nın analizleri Huntington’ın çok meşhur edilen “Medeniyetler Çatışması” tezini artık bir tarafa koyma vakti geldiğini de gösteriyor. Zira 1960’larda Türkiye ve Kuzey Afrika’dan ucuz işçi gücüne kapılarını açan; ardından bu işçilerin aileleri ve çocuklarını da alan; oluşan işçi mahalleri ve gettolarını çoğunlukla kendi haline bırakan ve buraların şiddet ve gerilim alanları olmasına göz yuman Avrupa politikalarını sert bir şekilde eleştiriyor yazar. Bu mahallelerde büyüyen; ne geldikleri ülkeye ne de yaşadıkları kültüre tam olarak ait olmayan gençlerin kendilerine yeni bir kimlik sunan radikal İslam’ı seçmeleri ise bu noktadan sonra artık hiç kimse için sürpriz oluşturmuyor… Ruhları bir kenara bırakınız... Avrupa’daki Müslümanlar konusuna özel bir ilgiyle eğilen Buruma, Avrupalı Müslümanların meselesinin kültür, medeniyet hatta dinle bile ilgisi olmadığını savlıyor. Bunun toplumsal ve siyasal bir mesele olduğunu altını çizen yazar, kamusal alanda kendi norm ve inançlarını sergilemek isteyen bir Müslüman’ın veya bir Yahudi’nin ya da Sih’in topluma uyumunun nasıl sağlanacağı sorusunu din ve demokrasi açmazında kilit bir soru olarak önümüze bırakıyor. İnsanları Fransa’daki devlet anlayışı örneğinde olduğu gibi, kurallara uymaya zorlamanın bağnazlık; İngiltere örneğindeki gibi kendi yollarını tutunmaya teşvik etmenin ise toplum tarafından içerilme duygusunu engelleyeceğini söyleyen yazar, yapılması gerekenin “Teolojik ya da sosyal benzerlik arayışına son verip, yasalara ve demokratik toplumun temel kurallarına riayeti teşvik etmek” olduğunu söylüyor. Peki, dini kabul ediş dine saygıyı da kapsamalı mı? Veya bir agnostik ya da ateist din kavramını saçma bulduğu halde neden inançlara saygı duysun? Buruma bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Saygı ile takdir aynı şey değildir. Bir kişi dini inançlara değil ama inananların haysiyetine saygı duymalıdır. Salman Rushdie inançlara saldırmak ile inananlara saldırmak arasında ayrım yapmıştır. İlki tamamen serbest olmalıyken, ikinci serbest olmamalıdır….Siyasette dini inancın ifadesi, bu inançlar akla tabi tutumları bildirdiği sürece meşrudur.” Herhangi bir inancın partizanı olmadığı gibi militan bir ateist de olmadığını söyleyen yazar, kitap boyunca konusuna yönelik mesafesini her zaman koruyor. Hiç kuşkusuz bu, kitabı okur gözünde değerli kılan en önemli unsur… Ve son söz Buruma’nın: Çin’in akıllı kadim bilesi Konfüçyüs demokrasi diye bir şey duymamıştı ama kendisine ruhlara ve tanrılara nasıl hizmet edilebileceğini soran öğrencisine aşağı yukarı şu yanıtı vermişti: İnsanlara hizmet etmenin en iyi yolunu bulana kadar ruhları bir kenara bırakalım.
  • Nihat Genç
    insan sesi mp3 - Türkçe
    8 Ayrım
    200,11 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Mehmet Zafer Ulusan
    İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı? tüm dünyanın merak ettiği, hepimizi düşündüren büyük soruya cevap veriyor: Nasıl oldu da "Sade Müslümanlık" yıkıcı bir ideolojiye dönüştü? Nihat Genç, olağanüstü bir anlatımla, felsefi, psikolojik, siyasi, sosyolojik tespitler eşliğinde gerçekleri önümüze seriyor. Roman, bir kişinin, zihniyetin ve toplumun dönüşümünü arka planıyla birlikte anlatıyor. Cemaat içinde yalnızlık çeken Erol, insan sarrafı Aysun, kibirli ve riyakar Bahri Abi, avanesi Osman, cilveli medya maymunu Nur, dünyanın en mazlum güzeli Dua... Öbür dünyadan fırlatılan cesetler, vicdanın cephanesi, bir saniye süren aşk ve ruhsuzlar ile beyinsizlerin hiç bitmeyen savaşı... -Bir kitabevinde çay içerek sessizce oturan insanlar niçin ve neden canavarlaştılar? -Gönül huzuru peşindeyken, nasıl hırslı, vahşi kapitalistler haline geldiler? Yakın dönemde yaşanan kültürel evrimi, şiirsel bir hızla, felsefi tespitler ve unutulmaz gözlemler eşliğinde okuyacaksınız. -Manevi bir yolculuğun rotası nerede değişip sapıyor? -Hangi yalanlar zinciri, daha büyük yalanlara ve şiddete bağlanıyor? -"Hakikati" arayan yoksullar nasıl doyumsuzca lüks peşinde koşmaya başlıyor? İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı? zihin açıcı, sürükleyici, heyecan dolu bir roman. (Tanıtım Bültenden)
  • Uğur Dündar
    insan sesi mp3 - Türkçe
    15 Ayrım
    399,80 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Mehmet Zafer Ulusan
    Güzel ülkemizi yıllardır yöneten gerici zihniyet, bize dostluğu, arkadaşlığı, hatta sevgiyi bile unutturmaya çalıştı. Sevgisiz bir toplum yaratmaya uğraştı. İktidarını koruyabilmek uğruna, farklı siyasi görüşlerde olmalarına karşın, aynı mahallede, sokakta, apartmanda barış ve huzur içinde yaşamayı başaran insanlarımızı kamplara ayırıp kutuplaştırdı. Onları birbirine düşman edip çatıştırabilmek için her fırsatta acımasızca kin ve nefret tohumları ekti. Kardeş kavgasını körükleyerek lanetli terörden bile oy devşirmeye kalktı. Elinizdeki kitap, güzel ülkemizin işte bu karanlık yıllarına tanıklık ediyor. Büyük önder Atatürk'ün yaşadığımız coğrafyada hâlâ bir mücevher gibi parıldayan laik, demokratik "Cumhuriyeti"ne dört elle sarılması gerekirken, tam tersini yapan ve Türkiye'yi ortaçağ karanlığına sürüklemeye çabalayan zalimlerin topluma yaşattıklarını anlatıyor.Halkın bilgilenme hakkı dışında hiçbir gücün önünde eğilmeyen ve en zorda kaldığı anlarda bile dik durmaktan asla vazgeçmeyen bir gazetecinin, yarım asırlık birikim ve deneyim imbiğinden süzerek aktardığı gerçekleri yansıtıyor.O nedenle kitabın kapağında "Pazarlık Yok" yazıyor. (Tanıtım Bülteninden)
  • Yılmaz Özdil
    insan sesi mp3 - Türkçe
    22 Ayrım
    611,61 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Mehmet Zafer Ulusan
    Eşit eğitim hakkı 1924 Eşit birey hakkı 1926 Eşit seçme seçilme hakkı 1934 Kadın erkek eşitliği fıtrata ters ; kürtaj olma ; sezaryen yaptırma ; en az üç doğur ; hamileysen sokağa çıkma ; kahkaha atma ; bankta kızlı erkekli oturma ; talibin çıkarsa seçici olma ; haddini bil ; itaat et ; okuma ; düşünme ;sus ! 2015 (Yayınevinin Tanıtım Bülteninden)
  • Ali Fuad Başgil
    insan sesi mp3 - Türkçe
    23 Ayrım
    421,29 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Buğra Zayim
    Dünya çapındaki bilim adamı ve hukukçumuz Ordinaryüs Profesör Ali Fuad Başgil bu eserinde, 27 Mayıs 1960 İhtilali'nin sebeplerini tarafsız bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor. İhtilal'den bir ay kadar önce, bizzat Başbakan Adnan Menderes ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından Ankara'ya davet edilen ve Ne yapmamız lazım? diye görüşüne başvurulan Başgil, o dönemde yaşananların en önemli şahitlerinden biridir. İhtilal'in ülkeye nelere mal olacağını, milletin geleceğini nasıl kötü etkileyeceğini ta o zamandan görmüş, makaleleriyle dersleriyle ve kurduğu derneklerle hem hükümete hem muhalefete, hem de aydınlara anlatmaya çalışmıştır..
  • Michael Bay
    insan sesi mp3 - Türkçe
    1 Ayrım
    251,93 MB
    Eser Türü: Sesli Betimleme
    Seslendiren: Çiğdem Banu Yeşilırmak
    İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikalılar, Avrupa'ya silah ve asker yardımı yapmaktadır. Ama başkan Franklin D. Roosevelt, bu durumdan pek hoşnut değildir. Silah ve asker yardımının arttırılması ve artık Amerika'nın da bu savaştaki yerini alması gerektiğine inanıyordu. Savaş, Avrupa ve Asya'yı sarmışken Amerika binlerce kilometre uzaktan savaşın seyrini değiştirecek hamleler yapıyordu. Japonlar bu gidişe dur demek için barış görüşmelerinin yapıldığı sıralarda, Amerika'yı derinden etkileyecek, kalbinden vuracak bir planın hazırlığını yapıyorlardı. Nihayet bu planlarını 7 Aralık 1941 tarihinde uygulamaya koydular.
  • Komisyon
    bilgisayar sesi mp3 - Türkçe
    21 Ayrım
    1010,02 MB
    Eser Türü: Dersler
    Seslendiren: GVZ Gül
    Açıköğretim Fakültesi Türk Eğitim Tarihi Dersi
  • Prof. Dr. İhsan GÜNEŞ (Ünite 1), Prof. Dr. Süleyman BEYOĞLU (Ünite 2), Prof. Dr. Zafer KOYLU (Ünite 3), Doç. Dr. Şaduman HALICI (Ünite 4, 5,) Doç. Dr. Şerif DEMİR (Ünite 6), Prof. Dr. Tülay Alim BARAN (Ünite 7), Prof. Dr. Temuçin Faik ERTAN (Ünite 8)
    bilgisayar sesi mp3 - Türkçe
    16 Ayrım
    690,34 MB
    Eser Türü: Dersler
    Seslendiren: Yelda
    Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi (AOF) Tarih Bölümü Türkiyede Demokrasi Ve Parlemento Tarihi Dersidir.
  • Prof.Dr. Osman GÜMÜŞÇÜ (Bölüm 1, 2), Dr. İlker YİĞİT (Bölüm 3), Prof.Dr. Osman GÜMÜŞÇÜ (Bölüm 4, 5), Arş.Gör. Hasan Hüseyin YILMAZ (Bölüm 6), Doç.Dr. Mehmet BAYARTAN (Bölüm 7), Dr. İlker YİĞİT (Bölüm 8)
    bilgisayar sesi mp3 - Türkçe
    8 Ayrım
    391,06 MB
    Eser Türü: Dersler
    Seslendiren: Yelda ve Emel
    Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi (AÖF) Tarihi Coğrafya Dersidir.

Sayfalar