En Son Eklenenler

Toplam 58948 sonuçtan 41941 - 41950 arası görüntüleniyor.
  • Esra Tunalıgil
    insan sesi mp3 - Türkçe
    7 Ayrım
    118,15 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Mizah
    Seslendiren : Esra Tunalıgil
    Konusu:
    Teknoloji, sanal dünya, ilişkiler, alışkanlıklarımız, takıntılarımız, değişim ve bütün bunların sonucu günlük hayatta yaşadığımız ikilemleri ve hergünkü trajikomik hikayemizi yansıtmaya çalıştım.
  • Georges Bataille
    insan sesi mp3 - Türkçe
    12 Ayrım
    189,11 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Hikaye
    Seslendiren : Aytunç Erçifci
    Konusu:
    Montaj: İlkay Erden. Bataille yüzyılımızın en önemli yazarlarındadır. Bize daha önce hiç anlatılmamışı anlatarak geleneksel söylemi yıkmıştır. -Michel Foucalt Bataile kendisini çırılçıplak gözler önüne serer, kendini teşhir ederek bütün edebiyatı yıkmayı hedefler. O, sözcüklerin soykırımcısıdır.Bataille insanın durumuna dair konuşur, dağasına dair değil... -Jean-Paul Sartre
  • Yılmaz Özdil
    insan sesi mp3 - Türkçe
    22 Ayrım
    611,61 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Araştırma/İnceleme
    Seslendiren : Mehmet Zafer Ulusan
    Konusu:
    Eşit eğitim hakkı 1924 Eşit birey hakkı 1926 Eşit seçme seçilme hakkı 1934 Kadın erkek eşitliği fıtrata ters ; kürtaj olma ; sezaryen yaptırma ; en az üç doğur ; hamileysen sokağa çıkma ; kahkaha atma ; bankta kızlı erkekli oturma ; talibin çıkarsa seçici olma ; haddini bil ; itaat et ; okuma ; düşünme ;sus ! 2015 (Yayınevinin Tanıtım Bülteninden)
  • Uğur Dündar
    insan sesi mp3 - Türkçe
    15 Ayrım
    399,80 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Siyaset
    Seslendiren : Mehmet Zafer Ulusan
    Konusu:
    Güzel ülkemizi yıllardır yöneten gerici zihniyet, bize dostluğu, arkadaşlığı, hatta sevgiyi bile unutturmaya çalıştı. Sevgisiz bir toplum yaratmaya uğraştı. İktidarını koruyabilmek uğruna, farklı siyasi görüşlerde olmalarına karşın, aynı mahallede, sokakta, apartmanda barış ve huzur içinde yaşamayı başaran insanlarımızı kamplara ayırıp kutuplaştırdı. Onları birbirine düşman edip çatıştırabilmek için her fırsatta acımasızca kin ve nefret tohumları ekti. Kardeş kavgasını körükleyerek lanetli terörden bile oy devşirmeye kalktı. Elinizdeki kitap, güzel ülkemizin işte bu karanlık yıllarına tanıklık ediyor. Büyük önder Atatürk'ün yaşadığımız coğrafyada hâlâ bir mücevher gibi parıldayan laik, demokratik "Cumhuriyeti"ne dört elle sarılması gerekirken, tam tersini yapan ve Türkiye'yi ortaçağ karanlığına sürüklemeye çabalayan zalimlerin topluma yaşattıklarını anlatıyor.Halkın bilgilenme hakkı dışında hiçbir gücün önünde eğilmeyen ve en zorda kaldığı anlarda bile dik durmaktan asla vazgeçmeyen bir gazetecinin, yarım asırlık birikim ve deneyim imbiğinden süzerek aktardığı gerçekleri yansıtıyor.O nedenle kitabın kapağında "Pazarlık Yok" yazıyor. (Tanıtım Bülteninden)
  • Ian Buruma
    insan sesi mp3 - Türkçe
    7 Ayrım
    221,10 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Siyaset
    Seslendiren : Mehmet Zafer Ulusan
    Konusu:
    laş - A + ‘Demokratik toplumları bir arada tutmak için ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek mi?’’ Ian Buruma, kitabında din ve demokrasinin nasıl bir arada var olabileceğine dair önemli tespitlerde bulunuyor. ÖZGÜR DUYGU DURGUN Malumunuz Haziran’a gergin bir başlangıç yaptık. 7 Haziran seçimleri ve ardından gelen koalisyon tahminleri hâlâ siyasi gündemin bir numaralı meselesi. Din ve kimlik siyasetinin pompalanması marifetiyle adım adım ciddi bir toplumsal kutuplaşmanın içine itildiğimiz şu dönemde, koalisyon tahminlerine biraz mola verip, kültür araştırmacısı, the New Yorker ve the Guardian’a sık sık yazan ve aynı zamanda Bard Collage’da ders veren Ian Buruma’nın Dinin Demokrasiyle İmtihanı: Üç Kıtadan Deneyimler başlıklı kitabına kulak vermenin tam vakti... Zira kitabın ele aldığı sorular Türkiye’nin 90 yıllık varoluş hikâyesi açısından da dinin demokrasiyle imtihanı konusunda düşündürücü saptamalar içeriyor. Buruma, Fransız siyasi düşünür ve tarihçi Alexis de Tocquville’in şu sorusunu kitabın iskeleti olarak kurmuş: “Demokratik toplumları bir arada tutmak için ifade özgürlüğü ve oy verme hakkı dışında neye ihtiyaç vardır? Hukukun üstünlüğü yeterli midir, yoksa ortak değerlere, etiğe, ahlaka ihtiyacımız var mıdır? Tüm bunlarda dinin rolü nedir; liberal demokrasi için destek mi yoksa köstek mi?” Ian Buruma, çok sayıda güncel ve tarihsel örnekten yola çıkarak kitabında demokrasinin işlemesi için dinî inanca dayandırılan şiddetin durdurulması gerektiğine dikkat çekiyor. ABD ile Avrupa’yı karşılaştıran Buruma, niçin çok sayıda Amerikalının –ve çok az sayıda Avrupalının- dini demokrasinin hizmetinde bir kurum olarak gördüğünü soruyor. Çin ve Japonya örneklerine dönerek, yalnızca tektanrılı dinlerin seküler siyaset için sorun yarattığına ilişkin yaygın inanca karşı çıkıyor. Ve çağdaş Avrupa’da görülen radikal İslam olgusunu, Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri’nin yayımlandığı dönemde aldığı tehditlerden Theo van Gogh cinayetine uzanan farklı örneklerle gözden geçiriyor. Taraf tutmamaya özen gösteren Buruma, “Batılı değerler”i savunanlar ile “çokkültürcü”ler arasındaki savaşın sorunlu yönlerini göstererek, demokratik bir Avrupa İslam’ının yaratılmasının “zorunlu” olduğunu vurguluyor. Nasıl mı? Öncelikle dini ezme girişimlerinin, demokrasi getirmek yerine genellikle dinî isyanlara ya da dinî şiddetin en kötü biçimlerine kadar kanlı siyasi kültlere yol açtığını hatırlatarak… Örgütlü dinleri ezme girişimlerinin toplumlarda yarattığı ağır tahribatı hatırlatan Buruma, Nazizm ve Stalinizmi yad etmeyi ihmal etmeyerek, devletin mutlak hakikatin kaynağı olduğunu iddia ettiği böyle örneklerde her yolun kaçınılmaz olarak şiddete çıkacağının altını kuvvetle çiziyor. Medeniyetler çatışması mı dediniz? Robert Frost’tan manidar (!) bir alıntıyla (‘‘Yaşlandığımda muhafazakâr olmama yol açmasından korktuğum için gençliğimde radikal olmaya asla cüret etmedim’’) devam eden kitabın önemli bir kısmında İslam’ın demokrasiyle olan gerilimine ve Avrupa– İslam ilişkisine odaklanılıyor. Ezici çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin kültürel, siyasi, tarihsel çok farklı nedenlerle otokratik olmaya yatkın olduğuna dikkat çeken Buruma, öte yandan İran ve Afganistan dışında kalan Mısır ve Irak gibi ülkelerde diktatörlüklerin seküler olduğunu ve referanslarını Marksizm’den aldıklarını hatırlatıyor çok önemli bir detay olarak. Özellikle bu iki ülkede ortaya çıkan radikal dinsel aktivizmin temel hedefinin yozlaşmış seküler polis devleti olduğunu anımsatan yazar, “Saddam gibi otokratik Ortadoğu elitlerinin yozluğu, kafir Batı ile özdeş görüldüğünden bugün Amerika ve Avrupa’nın köktendincilerin temel hedefi haline geldiğini” sözlerine ekliyor. Günümüzde Avrupa’da var olan İslam korkusunun sadece şiddetle sınırlı olmadığını da düşünen yazar aynı zamanda Müslümanlar daha fazla çocuk yaptığı için bir çeşit “yok olma”, “Avrupalı kimliğini yitirme” ve “İslamlaştırılma” gibi korkuların Avrupalılarda giderek kronik bir hal aldığına dikkat çekiyor. Buruma’nın analizleri Huntington’ın çok meşhur edilen “Medeniyetler Çatışması” tezini artık bir tarafa koyma vakti geldiğini de gösteriyor. Zira 1960’larda Türkiye ve Kuzey Afrika’dan ucuz işçi gücüne kapılarını açan; ardından bu işçilerin aileleri ve çocuklarını da alan; oluşan işçi mahalleri ve gettolarını çoğunlukla kendi haline bırakan ve buraların şiddet ve gerilim alanları olmasına göz yuman Avrupa politikalarını sert bir şekilde eleştiriyor yazar. Bu mahallelerde büyüyen; ne geldikleri ülkeye ne de yaşadıkları kültüre tam olarak ait olmayan gençlerin kendilerine yeni bir kimlik sunan radikal İslam’ı seçmeleri ise bu noktadan sonra artık hiç kimse için sürpriz oluşturmuyor… Ruhları bir kenara bırakınız... Avrupa’daki Müslümanlar konusuna özel bir ilgiyle eğilen Buruma, Avrupalı Müslümanların meselesinin kültür, medeniyet hatta dinle bile ilgisi olmadığını savlıyor. Bunun toplumsal ve siyasal bir mesele olduğunu altını çizen yazar, kamusal alanda kendi norm ve inançlarını sergilemek isteyen bir Müslüman’ın veya bir Yahudi’nin ya da Sih’in topluma uyumunun nasıl sağlanacağı sorusunu din ve demokrasi açmazında kilit bir soru olarak önümüze bırakıyor. İnsanları Fransa’daki devlet anlayışı örneğinde olduğu gibi, kurallara uymaya zorlamanın bağnazlık; İngiltere örneğindeki gibi kendi yollarını tutunmaya teşvik etmenin ise toplum tarafından içerilme duygusunu engelleyeceğini söyleyen yazar, yapılması gerekenin “Teolojik ya da sosyal benzerlik arayışına son verip, yasalara ve demokratik toplumun temel kurallarına riayeti teşvik etmek” olduğunu söylüyor. Peki, dini kabul ediş dine saygıyı da kapsamalı mı? Veya bir agnostik ya da ateist din kavramını saçma bulduğu halde neden inançlara saygı duysun? Buruma bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Saygı ile takdir aynı şey değildir. Bir kişi dini inançlara değil ama inananların haysiyetine saygı duymalıdır. Salman Rushdie inançlara saldırmak ile inananlara saldırmak arasında ayrım yapmıştır. İlki tamamen serbest olmalıyken, ikinci serbest olmamalıdır….Siyasette dini inancın ifadesi, bu inançlar akla tabi tutumları bildirdiği sürece meşrudur.” Herhangi bir inancın partizanı olmadığı gibi militan bir ateist de olmadığını söyleyen yazar, kitap boyunca konusuna yönelik mesafesini her zaman koruyor. Hiç kuşkusuz bu, kitabı okur gözünde değerli kılan en önemli unsur… Ve son söz Buruma’nın: Çin’in akıllı kadim bilesi Konfüçyüs demokrasi diye bir şey duymamıştı ama kendisine ruhlara ve tanrılara nasıl hizmet edilebileceğini soran öğrencisine aşağı yukarı şu yanıtı vermişti: İnsanlara hizmet etmenin en iyi yolunu bulana kadar ruhları bir kenara bırakalım.
  • Bertolt Brecht
    insan sesi mp3 - Türkçe
    10 Ayrım
    247,75 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Deneme
    Seslendiren : Mehmet Zafer Ulusan
    Konusu:
    Me-ti, şimdiye değin yazılmış en özgün felsefe eserlerinden biri desek, pek de mübalağa etmiş sayılmayız herhalde. Ozan Kin-yeh'in (Bertolt Brecht) de kimi zaman bizzat katıldığı konuşmalardan ya da hikayelerden oluşan bu kitapta Brecht, yaşama, yaşamaya dair fikirlerini milattan önce yaşamış ve ezilenden yana taraf tutmuş filozof Me-ti'nin ağzından anlatır. Bir diğer adı 'Özdeyişler Kitabı' olan bu eserde Brecht Lenin, Engels, Marx, Rosa Luxemburg, Hitler pek çok tarihi figürü de katar hikayelerine, onları konuşturur, insanlığın ve çağımızın sorunlarını irdeler. Hikayelerdeki ve konuşmalardaki diyalektik tutum, dili de bir eylem alanı olarak gören Brecht'e uygun şekilde eserin biçimini de doğrudan belirlemiştir, öyle ki, zamansallığın bir ileri bir geri gittiği, yerlerin ve kişilerin sürekli değiştiği ancak temel olanın dünyayı bu başbelası ve kötü düzenden kurtarma fikrinin her zaman merkezde durduğu bir hareket biçimiyle kalıp fikirlere ve yargılara karşı çıkar Brecht, yol gösterir. Felsefenin sadece konuşmak ve yorum yapmak olmadığının hakkını verircesine hikayelerinin konusunu, sorularını ve çözümlerini gündelik yaşamdan alır Brecht, eylemi ortaya koyar, felsefesi eylemi biçimlendirmektir. Ancak gündelik yaşamın olayları ve diliyle yazılmış bu eserde diyalektik bilinç ve çözümleme kendini en iyi şekilde ifade eder. Zaten Me-ti'ye göre düşünmek; güçlüklerin ardından gelen, eyleme ise öncülük edendir. Böylece yaşam ile düşünce arasında bir ikilik kurmaz. Hayat doğru düşünmektir, doğru düşünmek de hayatın ta kendisi. Bu ikisi de ayrılmaz bir biçimde eylemde gösterir kendini.
  • Orkun Uçar
    insan sesi mp3 - Türkçe
    17 Ayrım
    362,71 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Roman/Öykü
    Seslendiren : Ali Bahçekapılı
    Konusu:
    Bu kez düşman Rus Mafyası...Orta Asya için ölümcül güç mücadelesi Gökhan merdivende uzaklaşan koşar adım sesleri duydu. Adamlardan biri yukarı çıkıyordu. Artık zaman kaybedemezdi. Belindeki el bombasını hızla çıkarıp pimini çekti. Biraz bekledikten sonra bombayı içeri yuvarladı ve duvara neredeyse yapışık halde odanın diğer ucuna doğru koştu. Bomba hemen patlamış, Gökhan da sarsıntıdan kurtulmak için yere yatmıştı. Yattığı yerden göz açıp kapayıncaya kadar kalktı ve geri, kapıya koştu. Kapıdan çıktığında göz gözü görmüyordu. Dumanlar arasında ancak siluetler şeklinde gördüğü bedenlere neredeyse rastgele ateş etmeye başladı. Birkaç saniye sonra, yerde ilk cesetle beraber üç tanesinin daha yattığını gördü, hiçbiri tanınacak halde değildi.
  • Arthur Schopenhauer
    insan sesi mp3 - Türkçe
    11 Ayrım
    192,88 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Felsefe
    Seslendiren : Defne Sarısoy
    Konusu:
    Okumak Yazmak ve Yaşamak Üzerine, İnsan Mutluluğunun İki Temel Düşmanı: Istırap ve Can Sıkıntısı, Okumak ve Kitaplar Üzerine, Yazarlık ve Üslup Üzerine, Düşünmek Üzerine bölümleriden oluşuyor. Shopenhauer, Bir kimse sıradan bir insanın zihinsel yahut düşünsel görüş ufkunun, ne geçmiş ne gelecek bilincine sahip, bütün hayatları sürekli şimdiden ibaret olan hayvanlarınkinden çok da ileride olmadığını, arada, öyle zannedildiği gibi geniş bir aralık bulunmadığını bilir diyerek başladığı kitabında okumak yazmak ve yaşamak üzerine düşüncelerini açıklıyor.
  • Sezgin Kaymaz
    insan sesi mp3 - Türkçe
    18 Ayrım
    241,43 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Roman/Öykü
    Seslendiren : Mücella Tekeoğlu
    Konusu:
    Türkçenin Gövde Gösterisi! Sahneler ve mekanlar, haller ve duygular, insanlar ve dil... Yumruk gibi hikayeler en korunaklı bölgelere iniyor, savunmasız karanlıklarda art arda şimşekler çakıyor. Sezgin Kaymaz gücünü nereden alıyorsa orayı güçlendiriyor, okuyan 'İyi ki Türkçe biliyorum' diye şükrediyor. Ağrıları hortlatan aşk, tasma takıp ücralara kapatılan vicdan, neyin fısıldadığı sır, kum taşında gizli şanş... Çareyi uzayda arayanlar, özrü kabahatinden büyük olanlar, küçük bir ekte saklı hayatlar, yüz bin sene beklenenler... Zıtlıkların dengesi korkusuzca kurcalanıyor, gözyaşları ve kahkahalar eşliğinde samimi ve sahi bir serüven başlıyor. Sezgin Kaymaz, hikayelerin kahramanı yaptığı okura sesleniyor: Bakele!
  • Stefan Zweig
    insan sesi mp3 - Türkçe
    38 Ayrım
    485,96 MB
    Eser Türü: Kitap
    Eser Alt Türü: Deneme
    Seslendiren : Mücella Tekeoğlu
    Konusu:
    Stefan Zweig, bu ünlü biyografik yapıtında, Fransız Devrimi’nin en kanlı günlerinde "Lyon Kasabı" adıyla tarihe geçen Fouché’nin öyküsünü anlatıyor. Fouché, devrimden terör dönemine ve monarşiye, tek başına siyasetin yönünü belirleyen her devrin adamı. Balzac’ın deyişiyle, "psikolojik açıdan çağının en ilginç karakteri."

Sayfalar