1700'lü yılların başında pılını pırtısını toplayıp İsfahan'dan ayrılan Özbek, önce Erzurum'a, sonra İzmir'e ve oradan Paris'e yelken açıyor, geride sarayını, cariyelerini bırakarak. İran'ın mahrem gizliliklerinden uzakta, Paris sokaklarında, göğe tırmanan binalar arasında Fransa'nın namahrem güzelliklerini keşfediyor, Persli olmanın cazibesini doyasıya kullanıyor.
Gümüş İplikler göklerden Pern'in üzerine ölüm ve yıkım yağdırmaya, dokundukları her şeyi kavurmaya devam ediyor. Ancak genç Menolly'yi mutsuz eden İplik Düşüşü değil, Arpçı olma hayallerini yıkan, müzik aşkının önüne geçmeye çalışan katı yürekli babası. Menolly'nin kaçmaktan başka çaresi yok. Bir gün, tesadüfen alev kusan ejderlerin küçük ve vahşi akrabaları olan ateş kertenkelelerinden bir gruba rastlıyor. Onlarla yaşamı ile müziğini paylaşıyor ve dokuz tanesine şarkı söylemeyi öğretiyor. Bu küçük mucize Menolly'yi önce Benden Weyr'ine götürecek, sonra da hayallerine kavuşturacaktır.
"... Akrep, mutsuzluğun dramını dile getirirken umutla son bulan bir oyun... İnsan olmanın her koşulda gerekliliğini duyumsayabilecek çapta mutluluk bilincine erişmek her yiğidin harcı değil!.. Bu doruğa tırmanabilen kişi, insan kılığında yaşayan bütün akreplerin ağusuna panzehirdir. insana sevgi öylesini yoğunlaşmalı ki, insan kılığındaki akrepleri de okşayıp sevmeliyiz; bu büyüleyeci yaklaşım akrepleri de insanlaştıracaktır..."