Eserlere Göre Listeleme

Toplam 5850 sonuçtan 5091 - 5100 arası görüntüleniyor.
  • Jaklin Çelik
    insan sesi mp3 - Türkçe
    7 Ayrım
    128,19 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Ömer Yılmaz
    Yıllardır uyuyakalmış kiremitler darbelere direndiler, birbirlerine daha bir sıkı kenetlendiler. Mutluluklar hüzün, yaşanmışlar yaşanmamış, günler hafta, aylar yıl olup birbirlerini bırakmamacasına. Çok geçmedi, indirdiler terası aşağıya. Cumbalı katın tavanı yoktu artık. Dört duvar bütün çıplaklığıyla ortadaydı. Sadece insanlar mı utanır utanılmaması gereken çıplaklıklarından, evler utanmaz mı acaba? Eşyaların da bizde hatırı yok mu? Jaklin Çelik, Kum Saatinde Kumkapı’da, bizleri İstanbul’un tarihî semti Kumkapı’nın insanlarına, evlerine, sokaklarına, geçmişine dair duygu dolu ve capcanlı bir yolculuğa çıkarıyor. Yaşama uğraşının, kentin dokusunun, farklı kimliklerin ve kesişen hayatların anlatıldığı bu öyküler Çelik’in edebiyat serüveninin ilk ürünleri, ilk heyecanları…
  • Berna Aslıhan
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    14,47 MB
    Eser Türü: Kitap
    "İsminin anlamını biliyorsun değil mi?" Kız sessiz kalmayı tercih ederken başını usulca olumlu yönde salladı. "Azra..." dedi ismini tekrarlayarak. " Ayak değmemiş kum demek." "Çok doğru." dedi genç adam Azra'yı sarhoş edebilecek kadar harika gülümsemesiyle cevap verirken. Azra onu belki de ilk defa bu kadar içten gülümserken görmüştü. Genç adam derin bir nefes aldı ve kızın deniz mavisi gözlerine bakarak tekrar konuşmaya başladı. "Ben o ayak değmeyen kumda kendimi kaybetmek üzereyim Azra." Azra duydukları karşısında şaşırmış bir ifadeyle bakıyordu adama. "Ama Arat-" Arat işaret parmağını kızın dudaklarına bastırıp onu susturdu. "Hiçbir şey söyleme, sadece seni sevmeme izin ver."
  • Ömür İklim Demir
    insan sesi mp3 - Türkçe
    39 Ayrım
    733,00 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: ŞULE Sarı
    Kum Tefrikaları, kuytunun, saplanıp kalmanın, kendine gömülmenin, uzaklara düşmenin, öteki bile olamamanın, boşluğun, hevesin, meşgalenin, Doktor Mithat'ın, Murat Hoca'nın, Yurdanur Hala'nın, Şevket Kemal Bey'in, ölülerin, kelimelerin, telgraf tıkırtısının, tozun, rüzgârın, bulutların, bütün o yılların ve de üstümüzden esip geçen diğer şeylerin hikâyesi… Rüzgâr hiç durmadan esiyor sayfaların arasında, her şey bir görünüp bir kayboluyor ya da bir kaybolup bir görünüyor. Yutuyor kenarları, köşeleri, arabaları, evleri kum; yutuyor günleri, takvimleri, atları, uçakları ve de hepsinden mürekkep hayalleri… Bozkıra bakan izbe balkonlar, Boğaz'a açılıyor bir vakit; ölümler umuda, umutlar çaresizliğe benziyor yavaş yavaş. Her kavram değişip dönüşürken, Türkiye'nin son yüz yılında dolanıyor Ömür İklim Demir, kat kat açılan bir romanla çıkıyor karşımıza. "Panjurların gölgesi yüzümde parlayıp söndüğünde, bıyığımla oynuyordum; ardından boğuk bir gök gürültüsü geldi. Sigaramın külünü silktim. Beş saniye önce kor gibi yanan kül, yüz yıllık diğer külün içinde kaybolup gitti. Geçmiş tarafından yutulmak böyle bir şey olmalıydı." Bir iyi dilek, bir ilk roman… Kum Tefrikaları. (Tanıtım Bülteninden)
  • insan sesi mp3 - Türkçe
    1 Ayrım
    99,2
    Eser Türü: Tiyatro
  • Halil Cibran
    insan sesi mp3 - Türkçe
    2 Ayrım
    44 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Seniha Esengül Gök
    Kutsal topraklarda yeşeren, uygarlığın beşiğinde dinlenen, Akdeniz maviliğiyle yıkanan, Lübnan vadilerinin esintileriyle okşanan, mesellerden süzülen, Cibran'ın kendi ruhuyla damıtıp gidirdiği aforizmaları, özdeyişleri. Karmaşık olanın yalın bir dille anlatıldığı, kelimelere değişik anlamlar yüklenen kanatlı sözler. 'Şiir yüreği büyüleyen bilgeliktir. Bilgelik akılda şarkı söyleyen şiirdir.' 'Her yüzyılda bir, Nasıralı İsa, Hıristiyan İsa'yla Lübnan'daki tepelerin arasında bir bahçede buluşur. Ve uzun uzun konuşurlar; ve her defasında Nasıralı İsa, Hıristiyan İsa'ya 'Dostum korkarım asla, asla anlaşamayacağız' diyerek kendi yoluna gider.
  • Halil Cibran
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    308,00 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kum ve Köpük, Lübnan asıllı Amerikalı yazar, şair ve sanatçı Halil Cibran´ın (1883-1931) aforizmalarını derlediği 1926´da yayınlanan kitabıdır. Avare ise yazarın mesellerinin toplandığı eseridir. Cibran´ın edebi ürünleri ve resimleri ilk bakışta oldukça romantiktir, lirizmle dolup taşar; Kitab-I Mukaddes, Nietsche ve Wiliam Blake´ten etkiler taşır. Arapça ve İngilizce olarak kaleme aldığı yapıtları aşk, ölüm, doğa ve yurt özlemi gibi konuları işler ve kendisinin dinsel ve mistik iç dünyasını yansıtır. Cibran kendi ağzından Kum ve Köpük kitabını şöyle sunar: "Bu küçük kitap adından büyük değil; bir avuç kum, bir tutam köpük... Tanelerini kalbimin derinliklerine saçsam da, köpüğünü ruhumun imbiğinden süzsem de, o, şu anda ve ebediyete kadar, kıyıdan daha çok denize yakın, sınırlı arzudan daha fazla, ifadelerin sınırlayamayacağı kavuşmaya komşu kalmakta ve kalacaktır da. Her erkek ve her kadının yüreğinde biraz kum ve biraz köpük bulunur. Ancak, kimimiz yüreğinde bulunanı aşikâr eyler kimimiz de mahcup olur. Bana gelince; ben mahcubiyet duymadım. Bu yüzden beni hoş görün ve bana anlayış gösterin.
  • Halil Cibran
    metin
    1 Ayrım
    137,50 KB
    Eser Türü: Kitap
    Halil Cibran’ın zamanında küçük kâğıt parçalarına ve defterlerine karaladığı aforizma ve mesellerden oluşan bu küçük kitap, sanatçının parçalı bir “otoportresi”ni ortaya koyuyor. Ruhunun derinliklerinden gelen çarpıcı ve çağrışımlı imgelerle aşk, güzellik, doğa ve insanlık durumuna ilişkin bir türlü ifadesini bulamayıp “suskunluğa gömülmüş” olanı ifşa ediyor. Cibran’ın yetmiş yılı aşkın bir süre önce yayımlanmış yapıtları, bugün dünyanın dört bir yanındaki okurlara ulaşmayı sürdürüyor. Sözcüklerinin bütün coğrafyalara uzanmasında, bu yapıtların birçok dile çevrilmesinin yanı sıra onun ırk, din, dil ayrımı gözetmeksizin insanlığı bir bütün olarak ele alan felsefesinin de rolü var kuşkusuz. Bir de insana dair verdiği mesajların her dönemde geçerli, “ezeli-ebedi” olmasının. Ermiş’in ardından, 1926’da yayımlanan Kum ve Köpük 1960’larda düşünen ve üreten insanların yüreğine dokunmuştu. Beatles üyesi John Lennon, bir trafik kazasında yitirdiği annesi için yazdığı “Julia” adlı şarkıda bu yapıttan satırlara yer vermişti.
  • Nedret Güvenç
    insan sesi mp3 - Türkçe
    13 Ayrım
    184,59 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: İlkim Karaca
    Yol boyunca sağlı sollu sakız ağaçları, ardıçlar, yer yer çiçek açmış kekik kümeleri, yaban sümbülleri, maviş peygamber çiçekleri, çoban çantaları, çalı çalı kümelenmiş pespembe yaban gülleri, mersinler, böğürtlenler, o tarihteki Alaçatı'nın en bakir, en dokunulmamış, kız güzeli süslenmiş hali…" "…Oyundaki Anjelik büyük şehirde başaramamıştı ama, o başaracaktı. Bir bakıma örtüşüyordu kaderleri rolündeki Anjelik'le, büyük şehre ümitle giden iki genç kız. Anjelik, o büyük şehirde karanlığın içine doğru gitmişti ve yitmişti. Oysa kendisi bu büyük şehirde, ışığın yolunu aramıştı ve bulmuştu. Evet doğrusu çok kısa ama çok zor ve anlamlı bir roldü Anjelik..." "Kum Zambakları", Türk tiyatrosuna elli yılı aşkın bir süre oyuncu ve yönetmen olarak emek vermiş bir sanatçının, Nedret Güvenç'in deneme tadındaki anı-öyküleri. Çocukluğunun büyük bölümü 2. Dünya Savaşı yıllarında İzmir'de geçen Güvenç'in İzmir Kız Lisesi'nden Ankara Devlet Konservatuvarı'na, öğretmenlerine, 6-7 Eylül olaylarından, sahneye ilk çıkışına, nedensizce kaldırılan tiyatro oyunlarına, aşkın kimyasından pişmanlıklara, tiyatroya olan tutkusuna, ailesine, kimi artık hayatta olmayan sanatçı arkadaşlarına uzanan anıları, hem Güvenç'in kişisel tarihine hem de Cumhuriyet'in ilk yıllarından günümüze bir yolculuk… "…Gün boyu size arkadaşlık edecektir o mis gibi kokularıyla kum zambakları..."
  • Şehnaz Gülşen
    insan sesi mp3 - Türkçe
    47 Ayrım
    803,06 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Rümeysa Taşkıran
    Bir evliliği ayakta tutan yegâne güç; adamın sevdası, kadının bu sevdaya sarılışıdır. Mutluluğun formülü birbirini sevmekte saklıdır. Bu formülü bozacak günler Eroğlu Konağı'nın kapısını çaldığında içeri buyur edilir. Bebek hasretinin tutulduğu konakta KUMA rüzgârı eserken kaosa doğru sürükleyen fırtınaya iki kadın, bir adam tutulur. Hayat ters köşeden vurarak bebeği olamayan, yıllarca bu esikliğin acısını pervasızca çeken, hastaneden hastaneye koşan, umut etmekten ve istemekten yorulmayan kadının hayatına kuma gölgesi düşürür. Karısının bebeği olmadığı her gün, aşkı daha sağlam ayakta dururken adamın duygularını ve aklını yitirecek kâbus gerçekleşir. Kokladığı gülün üstüne bir kır çiçeği yerleşir, bu çiçek tohumunu verir ve sevdaya tutulmuş adamın kalbi ikiye bölünür! Konağa düğünsüz derneksiz, üzerinde bir gelinlikle kapıdan içeri alınan kadını beklediğinden daha zor bir hayat, beklediğinden daha kötü bir evlilik karşılar. Zorlu sınavlara tabi tutulur, aşk ve sevgi yoksunu bir evlilikte ayakta durmaya çalışır. Kocası tarafından merhamet dilenen kadın halini alır. Sevda bir kadında, tutku bir kadındayken aynı çatı altında zorlu yaşam sürdürülür. Araf'ta kalmış bir adamın, bu adama bağlı iki kadının yaşamı zorlu serüvenlerle akıbeti belli olmayan sona doğru gider. Ateş düştüğü yeri yakar, KUMA gelir. Hasreti kadın dindirir, bebek doğar. Adam ikiye bölünür. Ve aşkı hangi kadın alacak, sorusu akılları alır. Ben Ezo! Üzerine kuma gelmiş kadınım. Şimdi sığındığım limanım, kocamın kalbindeki aşkım. Ben Şerwan! Bir kadının hayatını kalbine, bir kadının hayatını omzuna alan adamım. Ben Beritan! Kuma giden kadınım. Benim tek dünyam, kucağıma aldığım bebeğim.
  • Okay Tiryakioğlu
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    1,09 MB
    Eser Türü: Kitap
    Ruslar ve onlara yardıma gelen Romen ordularınca istilaya uğramış bir Plevne, düşmana karşı amansız bir mücadele veren bir avuç asker ve Plevne yamaçlarında ümitle ufku gözleyip İstanbul'dan uzanacak yardım elini bekleyen bir Kumandan...Ödüllü romancı Okay Tiryakioğlu, yeni romanı ile okurlarıyla yeniden buluşuyor.KumandanGazi Osman Paşa'nın Plevne Kuşatmasını konu alan romanda paşa, göğsündeki madalyalarla, mağrur edasıyla ünlü bir komutan olmanın yanı sıra, çelişkileri, ümitleri, yalnızlığı ve hayalleriyle, kısacası "kanlı canlı" bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Tarihi gerçekliği modern anlatı tekniklerinin yardımıyla kurgulaştıran Tiryakioğlu, 19.yy'ın sonlarında Tuna nehri yakınlarında vuku bulan Plevne Savunması'nı sürükleyici bir üslupla kaleme almış" Elinizden bırakamayacağınız, tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz destansı bir direnişin romanı...Plevne, Tuna nehri kıyısında küçük, şirin bir kent. Bulgarı ve Osmanlısı kardeşçe geçinmiş asırlarca. Plevne küçükse bile Rusya'nın hayali büyüktür. Dünyaya, Bulgarların Osmanlılarca katledildiği yalanını yayarak işgal etmek niyetindedir. Osmanlı hasta bir adamsa ve Plevne küçük bir kentse, bunu başarmak çocuğun elinden oyuncağını almaktan farksız diye düşünür Rus Çarı II. Alexandr. Daha sonra sırada İstanbul'a uzanıp Padişah'ı ele geçirmek vardır. İşte Rusların, bu hayallerini gerçekleştirmek maksadıyla başlar 93 Harbi ya da Küçük Kıyamet.Fakat işler Çar ve Generali Gourko'nun sandığı gibi yolunda gitmez. Zira hesaba katmadıkları kadar güçlü, inançlı ve zeki bir başkumandan vardır karşılarında: Gazi Osman Paşa. Paşa "Plevne'yi kaptırmam" diyor ancak komutasında bir emriyle ölmeye hazır birkaç bin askerden başka hiçbir kuvveti yoksa ne yapabilir? Kumandan'ın gözleri ufukta şimdi, öteleri, Padişah'ı bekler durur. Daha çok küçükken babası Mehmet Efendi'nin kulağına usulca fısıldadıklarını önemsemiyor, bunlara inanmıyor sanki."Hayatta alışman gerekecek şeylerin başında gelir bu. Ayaklarının üzerinde durmana yardım edecek tek düşünce yalnız olduğundur. Ancak böyle olduğunu düşünerek sonuna kadar savaşabilirsin. Sana kimse yardım etmeyecek Osman, dostlarına da öyle; kimse kimseye yardım etmeyecek... İnsan yalnız yaşar ve yalnız ölür oğlum. Bunu bil, buna göre yaşa...."Kumandan Gazi Osman Paşa, ümidini hiç kaybetmez. Sultan Abdülhamid'in yardımına koşacağını, ona takviye birlikler göndereceğini bekler durur askerleri birer birer eksilirken. Tahir Paşa, beklentisinin bir hayal olduğunu söylemesine rağmen, önünde Romenlerin, Ruslara yardım elini uzattığı yüz seken bin kişilik devasa bir Rus-Romen ordusu çarpışmaya hazır bulunca bile... Ve Plevne'de batan her güneşi, yardımsız geçen son akşam olacağına inanarak bekler.Gazi Osman Paşa, eski ile yeni ordu arasındaki farkları görür, ıstırabı katlanır bu yüzden. Beynindeki gizli koridor, sık sık bu gerçeği hatırlatır ona. Destanlarda, menakıpnâmelerde anlatılan, düşmanın üzerine korkusuzca atılan mübarek yüzlü gazi ve şehitler nerededir şimdi?"Etrafları korkaklar ve vatan hainleriyle çevrilidir. Elleri kolları bağlı bu seçkin vatan evlatlarına bu muamele reva mıdır?.. Nerededir komutanlarının bir tek emriyle gözünü dahi kırpmadan ölüme atılan tarihin o unutulmaz kahramanları? Ölüme, özlenen taze bir sevgilinin kollarına atılırcasına arzu ve heyecanla koşacak o yiğitlere ne olmuştur?.. Şehitlik heyecanıyla yerlerinde duramayan, o unutulmaz menkıbelerin kahramanları artık tükenmiş midir; yoksa... yoksa böyle insanlar hiç yaşamamış mıdır?.. Anlatılanların hepsi ölümün soğuk yüzü karşısında titreyen ürkek yürekleri avutmaya yönelik birer masaldan mı ibarettir?" Yine de Plevne'den çıkmamaya kararlıdır Kumandan. "Yanacaksak hep beraber yanacağız!" diyecek kadar gözü kara.. Savunma tarihinde benzeri görülmemiş bir huruc harekâtı başlatırken de, erlerle tasta patates çorbasını paylaşırken de, insan üstü bir mukavemet gösterip sonunda pes eden firarilerin donmuş cesetlerine dağ yollarında rastlandığında onlar için de cenaze töreni düzenletirken de, harp meydanında en önde çarpışırken de aynı Osman Nuri'dir oOsmanlı ordusunun yoklukla, çaresizlikle imtihanıdır anlatılan. Hasta erlerin ve esirlerin üzerindeki battaniyeleri almak ve onları Bulgar kıyımına terk etmek mecburiyetinde kalmanın acısıdır öykülenen. Ve yürüyemeyecek haldeki hasta, çocuk ve yaşlıları, kapılarına haç işareti ve "Bu evde yaralılar vardır," yazılı kâğıtlar asmaktan ve bunun işe yaramasını ummaktan başka bir yol bulmamanın çaresizliğidir.Roman, Gazi Osman Paşa'nın Rus Çarı II.Alexandr ve Generali Gourko ile Beyaz General olarak anılan Skobelev'de hayranlık uyandıran cesaret dolu direnişini anlatmaz yalnızca. Yirmi yedi yaşında, entelektüel bir kimliğe sahip şık bir salon generali olan Binbaşı Ali Rıza'nın da öyküsüne sürüklenir okur. Ali Rıza, Plevne saflarında savaşmaya mecbur bırakılınca, yanlış mesleği seçtiğini anlar. Zira eli bir türlü silahına gidememektedir. Öyle ki komutanları, kendisinden bir Bulgar tecavüzcüyü öldürmesini istediklerinde annesiyle yaşadığı küçük evde, Dumas romanlarından birini okurken bulur kendini. Yaşadığı büyük acıyı ve yapamamanın, başaramamanın verdiği sıkıntıyı kimselere anlatamamaktan yakınır. 'Ama her şey bitti işte,' diye düşünmüştü, 'şu ölüm emrini verdiğim andan itibaren, bir insanın kanı, benim de üzerime sıçramış olacak.' Sonunda, "Komuta bende!.." diye bağırdığını duymuştu Osman Paşa'nın. Tabur Komutanı İsmail Bey'in, palaskasından geri çektiğini hissetmişti kendisini. Sonra tüfekler aynı anda patlamış, o zayıf beden, titreyen dizlerinin üzerine yığılıp tamamen hareketsiz kalmıştı. Hatalarının bedelini canıyla ödeyen bir insan vardı karşısında. Yaşadığı uzun yıllar boyunca yanlışlarının dönüşsüz acısıyla kıvranmış mıydı acaba bu beden?Kendisiye savaşma, gerçek kimliğini bulma ümidiyle çırpınırken babası yerine koyduğu ve "kırkambar" olarak nitelediği Hakkı Çavuş yardım elini uzatır ona. Onun şefkat dolu telkinleri, Ali Rıza'nın, utanç yüklü savaşımında epey yol yürümesine vesile olur. Yaşadığı bu dönüşüm okuru da şaşırtır.Ödüllü yazar Okay Tiryakioğlu'nun iç monologlar, ruhsal çözümlemeler ve iç hikâyelerle zenginleştirdiği bu kitabı okurken gerçeğin okullarda öğrenip ezberlediğimiz ruhsuz cümle dizelerinden ne kadar farklı olduğunun farkına varacaksınız...

Sayfalar