Eserlere Göre Listeleme

Toplam 7417 sonuçtan 6761 - 6770 arası görüntüleniyor.
  • Horace McCoy
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    344,66 KB
    Eser Türü: Kitap
    1930'ların Amerika'sı... Horace McCoy, güçlü romanı "Atları da Vururlar"da, 1929 krizini izleyen, işsizlik ve ekonomik çöküntü yıllarında, bütün ülkeye yayılan, insanlık dışı yönüyle yoğun eleştirilere hedef olan ve sonunda yasaklanan dans maratonlarından birini anlatıyor. O dans pistlerinde ve tribünlerde, çoğunluğun farkına bile varmadığı şiddete ışık tutuyor.Yazar, bu kısa romanında, dil ve ifade kaygısı taşımıyor; en acımasız yönüyle yaşamı anlatıyor. Bu nedenle, böyle bir kitap okumak istemiyorsanız, okumayın.
  • Emin Gürdamur
    insan sesi mp3 - Türkçe
    16 Ayrım
    264,02 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Deniz Özkanlı
    Emin Gürdamur öyküye en ileri noktadan başlıyor. Atları Uçuruma Sürmek ilk kitap olmasına karşın acemiliklerden sıyrılarak düzeyli bir anlatıma yaslanır. Arabeske, abartıya, melodrama düşmeden insanların en melankolik, yenik anlarını, lirik, şiirsel bir dille hikâye eder. Öyküler, küçücük olaylar etrafında başlar; bilinçaltı, zihinsel göndermelerle, çağrışımlarla halka halka genişler, derinleşir. Aslında açık, sarih karakter öyküleri yazar, ama o karakterleri, çevresinde görünmeyen haleler, saklandığı acılar, karmaşa ve kaos ile birlikte çizdiği için öyküleri flu izlenimi bırakır. Gürdamur, genel anlamda dilde özenlidir. Kelimenin gücünden, çağrışımlardan beslenerek oluşturur öykülerini. Duygu aktarımında, atmosfer yaratmada ve sahnelemede başarılıdır. Yılkı atlarının çaresizliğini, yetimhanelerin çıkışsızlığını, kırılan çocuk kalbini incelikle hikâye eder, geriye dönüşlerde yüreğe dokunan insanlık hâllerini öne çıkarır. Öykü kişileri hayatla yüzleşirken kalıcı bir deneyimi de aktarmış olurlar. Gerçekçi gözlemler insani duyarlıkla harmanlanır. Onun öykülerinde dikkat çekici özelliklerden biri de coşkulu anlatımdır. Bu anlamda öyküler bir ruh boşalımı şeklindedir ve okuru hemen sarar, alır kendi dünyasına götürür. İnsani olanı öne çıkarır, dostluğu, aşkı, hayatın belirsizliğini, bunu da hep yenilmiş, kırılmış hayatlar, kişiler üzerinden örnekler. Dışsal olay ve eylemlerden çok, içsel serüvenlere eğilir. Yaşananların sonuçları, sevinçleri, acıları, düş kırıklıkları bu iç dünyaya yansır, birikir, kristalleşir. Geri dönüşler bildik bir acıya değmekle birlikte insani bir keşifle sonuçlanır, gizlenmiş bir duygu açık edilir. Sonuç olarak, Gürdamur Atları Uçuruma Sürmek ile bir ilk kitap başarısına imza atar.   Necip Tosun
  • Ediz Altun
    insan sesi mp3 - Türkçe
    28 Ayrım
    783,50 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: meral tekin
    Günah keçisi kendisi mi seçilmişti yani? Günah keçileri, hep başka insanlar olmaz mıydı? Haberlerde başına kötü şeyler gelen binlerce insan, kendisinden hep çok uzakta değil miydi? Uçak kazalarında veya terör olaylarında hep başkaları ölmez miydi? Hep başkalarının başına düşmez miydi tuğlalar ya da denizde çok açıldıkları için hep başkaları kaybolmaz mıydı? Seller ve depremler hep başka yerlerde olmaz mıydı? Başkalarına çarpmaz mıydı yıldırımlar, göktaşları? Şimdi onlardan biri mi olmuştu Bu reva mıydı mühendis Kaan’a? Modern zaman Türkiye’sinde tükenmişliğin ve çözümsüzlüğün pençesinde bir adamın hikâyesi bu. Manipülasyonun gücünü iliklerinize dek hissedeceğiniz, laptop kameralarınıza bant çekmeyi yeniden düşüneceğiniz, bir çırpıda okunacak bir macera. Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)
  • Vamık D. Volkan
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    5,57 MB
    Eser Türü: Kitap
    Psikanalitik Öyküler Dizisi, Atlarla Yaşayan Kadın ile devam ediyor. Bu olgu öyküleri dizisi ile psikanalitik tedavi süreci, psikiyatri dışındaki insanlar tarafından da anlaşılıp değerlendirilebiliyor. Bu kitapta, psikanalistin "şimdi lütfen uzanın" dediği o divanlardan birinde genç bir kadın var. Atlarla yaşayan kadın."Kocaman kötü leke" diyor kendisine. Uzun zamandır atlarla ve diğer hayvanlarla beraber uyuyor. Hayvan pisliği bulaşmış kıyafetindeki lekeleri çıkarmıyor. Kadın kendisi için bir "fallus"diliyor, her şeyi kolaylaştırmak için. Annesi, babası, ablası, kardeşi,"bir gecelik"kamyon şoförleri, eski terapistler… Kadının herkesle yani kendiyle sorunu var. Divana uzanan ve ya uzanmayan bizler için hayat her zaman kolay mıydı? O divana uzanmayı kabul etmiş, dahası istemiş bu kadını dinlemekle ilgili bir sorunumuz olabilir mi? "Normal" olarak bunda korkacak ne var ki? Vamık D.Volkan, ikinci psikanalitik öyküsünde terapistler tarafından defalarca şizofreni tanısı konulmuş genç bir kadın, onun derinlikleri ve yıllar süren iyileşme sürecine, gerçek bir psikanalitik tedavi sürecine tanık ediyor bizleri. Doktorun bizi davet ettiği odada pek çok şey görmek olası. Kendimizi?
  • Ahmet Emre Kütükçü
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    21,66 MB
    Eser Türü: Kitap
    Atlas dergisinin Ocak 2017 sayısında ek olarak verdiği Türkiye'deki Memeli Hayvanların İz Rehberi adlı kitapçık.
  • Mustafa Türker Erşen
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    285,26 KB
    Eser Türü: Dergi
    Atlas Tarih dergisinin Ekim-Kasım 2018 sayısında iki önemli söyleşi yer alıyor. İlki, yeni sayının kapak konusu olan Osmanlı vampirleri üzerine. Budapeşte Orta Avrupa Üniversitesi’nin Karşılaştırmalı Tarih Bölü-mü’nde Osmanlı toplumunda vampir inanışları üzerine hazırladığı yüksek lisans tezi geçen ay kitaplaştırılan Salim Fikret Kırgi, söylenceler ve vampir algısı üzerine Özlem Numanoğlu’nun sorularını yanıtladı. Diğer bir önemli söyleşinin konusu ise Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’ndan çekildiği mütarekenin imzalandığı Mondros Limanı. Limanda bulunan İngiliz zırhlısı HMS Agamemnon’da imzalanan ateşkes antlaşması savaşı bitirmiş, ama Osmanlı başkenti dahil pek çok kritik noktanın işgali bu antlaşmanın maddeleri dayanak gösterilerek yapılmıştı. Antlaşmanın yapıldığı Mondros Limanı ise Balkan Savaşları’nda Yunan donanmasının, Büyük Harp’in Çanakkale Cephesinde de İtilaf güçlerinin üs olarak kullandığı Limni Adası’ndaydı. Birinci Dünya Savaşı Araştırmacısı Tuncay Yılmazer, adanın Çanakkale Savaşları’ndaki önemini ve Mondros Limanı’nda imzalanan ateşkesin sonuçlarını anlattı. Bu sayıda ayrıca, Olgay Söyler, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Anadolu’da başlayan Şah Kalender Çelebi isyanını; Haşim Şahin, Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim döneminde hekimbaşılık yapan Ahi Çelebi’nin yaşam öyküsünü kaleme aldı. Saro Dadyan, mimar Balyan Ailesi ve saray mimarı Sarkis Balyan’ın eserlerini; Tolga Gerger, Falih Rıfkı Atay’ın gazetecilik yaşamını yazdı. Gazanfer İbar, Mühendisyan Matbaası’nı; Cengiz Kahraman, Kavuklu Ali’yi; Önder Kaya, Sülün Osman’ın maceralarını; Zehra Kafkaslı, ilk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu’nu; Feza Kürkçüoğlu, dolmakalemin öyküsünü; Mehmet Sindel, Peter Sellers’ı anlattı. Türkiye’nin ilk kadın polisiye roman kahramanları Çekirge Zehra, Tilki Leman ve Şeytan Hadiye, Erol Üye pazarcı’nın; 1930’larda Türkiye’deki ilk pop müzik örnekleri ise Gökhan Akçura’nın anlatımıyla Atlas Tarih’in sayfalarında yer alıyor.
  • metin - Türkçe
    2 Ayrım
    289,82 KB
    Eser Türü: Dergi
    Atlas Sayı 307 Ekim 2018
  • Ayn Rand
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    5,94 MB
    Eser Türü: Kitap
    Karşımda iki arkadaş grubu var. Bir derenin kıyısında oturuyorlar. Şimdi birbirlerine düşmanlar Ellerindeki taşları öfke ve nefretle sıkarak birbirleriyle konuşuyorlar. Ben iki grubun tam ortasında oturuyorum. Havadaki gerilimin fotoğrafını çekiyorum. Derenin sesine biraz uzakta. Fabrikanın grev davulu karışıyor. İki grup da sendikanın yönetimini ele geçirmek istiyorum Konuşmalardaki sessiz gerilim solcu bir sokak tiyatrosundan gelen tiradla kesiliyor. Tiyatrocun sözlerine iki grup da hak verip, kaldıkları yerden düşmanlığa devam ediyorlar. Bir polis helikopteri fabrikanın üstünden dereye doğru daireler çizerek üzerimizde dolanıyor. B sendikanın gazetesini çıkarıyorum, grevin fotoğraflarını çekiyorum. Eski arkadaşlar şimdi birbirlerine nefretle bakıyor. 5-6 kişilik gruplarıyla ellerinin içine aldık' taşları birazdan çıkacak kavga için hazırlıyorlar. Ceketlerini açıp silahlarını gösteriyor Konuşma devam ediyor ve birbirlerine aynı şeyi söylüyorlar: "Burdan Gidin, Bu Fabr Bizim." Bir halk ozanı lafı alıp "bu fabrika bizim" diye kötü bir mikrofona bağırıyor. İşçiler türküye katılıyorlar. Bir jandarma aracı gelip duruyor. Komutan etrafa bakıp, "Bu Fabr Esas Bizim" diyor. Bir emekçi ressam "Benim İşçilerim" adlı sergisini açıyor. Sokak tiyatrosunun oyuncuları resimleri çok beğeniyor. Havadaki gerilim devam ediyor. Maliye Bakanlığı'ndan grup bu fabrikadan daha fazla vergi almak için minibüsten iniyor. Onlar da bu fabrika kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Aynı anda derenin kenarında kavga çıkıyor. Eski arkadaşlar Fabrika Bizim diye kavga ediyor, birbirlerini dövüyor. Kanları derenin suyuna karışıyor... 4 gün sonra fotoğraf makinemin kapağını grev çadırında bulma umuduyla fabrikaya gidiyor Fabrikanın sahibi olduğunu iddia eden grevciler, sendikacılar, maliyeciler, jandarma tiyatrocular, ressamlar, türkücüler, polisler, solcu üniversiteliler, gazeteciler... Hiçbiri ortada yoktu. Derenin sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Rüzgarın sesi yerdeki gazete parçalarının üzerinden geçip derenin sesine karışıyordu. Dört gün önceki grevin di zurnasından, polisin helikopterinden, maliyenin minibüsünden, sokak tiyatrocular haykırışlarından, işçilerin heyecanlı sloganlarından, sendika için kavga eden arkadaşlar çığlıklarından geriye kocaman, ağır ve derin bir sessizlik kalmıştı. Kafamı kaldırıp sessiz nedenini anlamaya çalışıyorum. Bana herkesin nereye gittiğini, bütün bu insanların nasıl olduğunu, bu ölüm sessizliğinin nedenini söyleyecek birini arıyorum, kimseyi göremiyor Fabrikanın kapısında asılı duran bir küçük levhadan başka. Yorgun, sessiz bir küçük levha küçük yazı, bir küçük kelime. Hayatımın bütün sorularının cevabı. Fabrikanın Esas S/* Girişteki Büyük Kapıya bir Tek Söz Yazıp Çekip Gitmişti...Kapalı Atlas Silkindi bütün yaratıcıların Kapalı levhasını asıp gittikleri günü anlatıyor. Bütün yapan edenlerin, kendisi için çalışıp farkında olmadan bizlere hizmet eden bütün benlerin ç gittikleri gün bizlerin, yani şikayet edenlerin şikayet edecek kimseyi bulamadığı o kor günü gösteriyor. Bizlerin beni nasıl sömürdüğünü resmediyor. Kitabı okurken karar verecek Yapan edenlerden misiniz, yoksa şikayet edenlerden mi? Eğer şikayet edenlerdensen kitabı okumayın, utanırsınız!
  • Ayn Rand
    insan sesi mp3 - Türkçe
    133 Ayrım
    2236,25 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: mehtap tolu
    Karşımda iki arkadaş grubu var. Bir derenin kıyısında oturuyorlar. Şimdi birbirlerine düşmanlar Ellerindeki taşları öfke ve nefretle sıkarak birbirleriyle konuşuyorlar. Ben iki grubun tam ortasında oturuyorum. Havadaki gerilimin fotoğrafını çekiyorum. Derenin sesine biraz uzakta. Fabrikanın grev davulu karışıyor. İki grup da sendikanın yönetimini ele geçirmek istiyorum Konuşmalardaki sessiz gerilim solcu bir sokak tiyatrosundan gelen tiradla kesiliyor. Tiyatrocun sözlerine iki grup da hak verip, kaldıkları yerden düşmanlığa devam ediyorlar. Bir polis helikopteri fabrikanın üstünden dereye doğru daireler çizerek üzerimizde dolanıyor. B sendikanın gazetesini çıkarıyorum, grevin fotoğraflarını çekiyorum. Eski arkadaşlar şimdi birbirlerine nefretle bakıyor. 5-6 kişilik gruplarıyla ellerinin içine aldık' taşları birazdan çıkacak kavga için hazırlıyorlar. Ceketlerini açıp silahlarını gösteriyor Konuşma devam ediyor ve birbirlerine aynı şeyi söylüyorlar: "Burdan Gidin, Bu Fabr Bizim." Bir halk ozanı lafı alıp "bu fabrika bizim" diye kötü bir mikrofona bağırıyor. İşçiler türküye katılıyorlar. Bir jandarma aracı gelip duruyor. Komutan etrafa bakıp, "Bu Fabr Esas Bizim" diyor. Bir emekçi ressam "Benim İşçilerim" adlı sergisini açıyor. Sokak tiyatrosunun oyuncuları resimleri çok beğeniyor. Havadaki gerilim devam ediyor. Maliye Bakanlığı'ndan grup bu fabrikadan daha fazla vergi almak için minibüsten iniyor. Onlar da bu fabrika kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Aynı anda derenin kenarında kavga çıkıyor. Eski arkadaşlar Fabrika Bizim diye kavga ediyor, birbirlerini dövüyor. Kanları derenin suyuna karışıyor... 4 gün sonra fotoğraf makinemin kapağını grev çadırında bulma umuduyla fabrikaya gidiyor Fabrikanın sahibi olduğunu iddia eden grevciler, sendikacılar, maliyeciler, jandarma tiyatrocular, ressamlar, türkücüler, polisler, solcu üniversiteliler, gazeteciler... Hiçbiri ortada yoktu. Derenin sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Rüzgarın sesi yerdeki gazete parçalarının üzerinden geçip derenin sesine karışıyordu. Dört gün önceki grevin di zurnasından, polisin helikopterinden, maliyenin minibüsünden, sokak tiyatrocular haykırışlarından, işçilerin heyecanlı sloganlarından, sendika için kavga eden arkadaşlar çığlıklarından geriye kocaman, ağır ve derin bir sessizlik kalmıştı. Kafamı kaldırıp sessiz nedenini anlamaya çalışıyorum. Bana herkesin nereye gittiğini, bütün bu insanların nasıl olduğunu, bu ölüm sessizliğinin nedenini söyleyecek birini arıyorum, kimseyi göremiyor Fabrikanın kapısında asılı duran bir küçük levhadan başka. Yorgun, sessiz bir küçük levha küçük yazı, bir küçük kelime. Hayatımın bütün sorularının cevabı. Fabrikanın Esas S/* Girişteki Büyük Kapıya bir Tek Söz Yazıp Çekip Gitmişti...Kapalı Atlas Silkindi bütün yaratıcıların Kapalı levhasını asıp gittikleri günü anlatıyor. Bütün yapan edenlerin, kendisi için çalışıp farkında olmadan bizlere hizmet eden bütün benlerin ç gittikleri gün bizlerin, yani şikayet edenlerin şikayet edecek kimseyi bulamadığı o kor günü gösteriyor. Bizlerin beni nasıl sömürdüğünü resmediyor. Kitabı okurken karar verecek Yapan edenlerden misiniz, yoksa şikayet edenlerden mi? Eğer şikayet edenlerdensen kitabı okumayın, utanırsınız!
  • metin - Türkçe
    3 Ayrım
    545,56 KB
    Eser Türü: Dergi
    Dergi olduğundan konusu belirlenememiştir.

Sayfalar