Eserlere Göre Listeleme

Toplam 7417 sonuçtan 6921 - 6930 arası görüntüleniyor.
  • Izsak Schulhof
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    126,51 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Osmanlı'nın her şehrinde, her memleketten ve her dilden sayısız Yahudiye rastlamak mümkündür... Çünkü kovuldukları her yerden sonra kurtuluşu Osmanlı'da bulmuşlardır" Budin'li bir Yahudi olan Izsak Schulhof'un Osmanlı hâkimiyetindeyken Avusturya tarafından işgal edilen Budin'de yaşanan acıları ve o dönemde yaşanan gelişmeleri halktan birinin gözü ile kaleme aldığı anıları dilimize çevrilerek, tarih kitaplığımızdan okuruyla buluşuyor. Prof. Dr. Kemal Karpat'ın uzun bir ön sözü ile hazırlanmış, literatüre geçecek önemli bir hatırat niteliğindeki Avrupa'da Osmanlı Damgası-Budin Destanı satışa çıkmıştır. Bilgilerinize sunulur... "Osmanlı İmparatorluğu, Yahudi tarihinin en trajik anlarından birinde Yahudilere sığınacak bir yer ve yaşama ümidi vererek sayısız insan için barınma noktası oluşturdu. İspanya'dan kaçanların ötesinde, din savaşlarından, Orta Avrupa'yı kasıp kavuran zulümlerden ve Reform fanatizminden kaçan daha pek çok sayıda Yahudi, Türk hakimiyetinin sunduğu nispi özgürlüğü tercih etti. 1686'da Osmanlı hakimiyeti altında olan, Türk ve Yahudilerin çoğunlukta yaşadığı Budin Avusturya orduları tarafından işgal edilir. Şehrin düşmesi sonucu Avusturya askerleri şehirde büyük bir katliama başlarlar. Bu katliama tanıklık eden Iszak Schulhof hatıralarını kaleme alır. Hatıralarında rahat bir hayat sürdükleri Osmanlı dönemini ve Avusturya ordusunun işgalini anlatan Schulhof okura Osmanlı ve diğer Avrupa devletlerinin yönetim biçimini karşılaştırma şansı veriyor. Prof. Dr. Kemal Karpat'ın 25 sayfalık önsözüyle kitap literatüre geçecek önemli bir hatırat niteliğinde. Bu kitabın Türkçeye çevrilerek yayınlanmasını Timaş'a ben önerdim. Bu kitap ilk bakışta Budin'de yaşayan Iszak Schulhof isminde bir Yahudi'nin başından geçenleri anlatmakta, küçük çapta bir olayı dile getirmekte gibi görünmektedir. Fakat bu kitap 1683 Viyana yenilgisinden sonra başlayan Habsburg taarruzunun ve din ve kültür farklarına dayanan Balkan kıyamlarının başlangıcını anlatan bir vesika olarak düşünülürse o zaman önemi daha iyi anlaşılmış olur. Viyana 1683 Kuşatması ve Sonucunda Osmanlı ordularının yenilgiye uğraması Avusturya'nın ve Katolik Kilisesinin Türklere ve Müslümanlara karşı aldığı uzlaşmaz tavrını tayin etmiştir. Elimizdeki bu kısa kitap 17. yüzyılda olayları bizzat gören ve olduğu gibi tasvir eden bir kişinin şahitliğine dayandığı için birinci derecede önemli ve benzeri az olan bir kaynaktır. Kitap ayrıca Budin'de Türk idaresinin niteliği ve Budin'in defalarca hücuma maruz kaldıktan sonra Avusturya orduları tarafından nasıl ele geçirildiğini anlatan çok nadir vesikalardan biridir. Budin'in 1686'da Avusturyalılar tarafından işgal edilmesi ve Müslümanlarla birlikte Yahudi halkının yok edilmesi Balkanlar'da 250 yıl sürecek ve halen sürmekte olan etnik temizliğin başlangıcını oluşturmuştur. Bu kitap bu kanlı tarihin başlangıcına işaret eder ve ilk mazlumlardan birinin kaleminden çıkmıştır. Viyana Kuşatması'ndan yani 1683'ten sonra Habsburg İmparatorluğu Ege ve Adriyatik denizlerine ulaşmak için her çareye başvurmuştur. Avusturya'nın Balkanlar'a yayılma gayretleri bölgede Sırp, Hırvat vs. yerel milliyetçilikleri körüklemiş ve bölgenin Osmanlı zamanında yer etmiş ayrı kültür, ayrı din ve ayrı dile sahip gruplar arasında hoşgörüye ve birbirini olduğu gibi karşılıklı kabul geleneğine son vermiştir. Izsak Schulhof Budinli bir Yahudi'dir. Onun anlattığına göre Yahudiler uzun süre güven ve refah içinde Türklerin idaresinde yaşadıktan sonra 1686'da Avusturyalıların Budin'i almalarıyla katliama maruz kalmışlardır - Fakat Schulhof bu katliamdan kurtulmuştur. Kurtuluşunun Allah'ın bir mucizesi olduğuna inandığı için bu kurtuluşunu anlatmayı bir vazife bilmiş ve bu hatıratı yazmıştır. Olaylar şu şekilde gelişmiştir. Viyana'yı 1683'te ele geçirdikten sonra Avusturya orduları doğu ve güneydoğuya ilerleyerek birçok şehri ele geçirmişlerdir. Birkaç başarısız hücum ve kuşatmadan sonra nihayet 1686'da Budin'i işgal eden Avusturya o tarihte 53 bin kadar nüfusu olan şehrin Müslüman halkını ya kılıçtan geçirmiş veya kaçırmışlardır. O tarihte Budin'de yaşayan 1000 kadar Yahudi'nin yarısı esir edilerek gemilere yüklenmiş ve sonra Tuna'ya atılarak boğulmuşlardır. Geri kalan Yahudilerin bir kısmı Türk ordusu ve Müslüman halkla beraber güneye çekilmişlerdir. Budin'de kalan Yahudiler ise esir edilmiş ve öldürülmüşlerdir. Hatıratın yazarı Iszak Schulhof bir Avusturya subayının eline geçmişse de mucize diyebileceğimiz bir şekilde ölümden kurtulmuş ve nihayet zengin bir Budinli kadın tarafından satın alınarak hayatta kalabilmiştir. Iszak kurtuluşunu bir mucize saydığı için bunu anlatmayı adeta dini bir görev sayarak başından geçenleri anlatmaya yemin etmiş. (Kitabın ilk ve gerçek ismi Esther'in kitabı imiş. Esther eski tarihlerde İran'da yaşayan tüm Yahudileri öldürmeyi tasarlayan bir vezirin planlarını son anda öğrenip katliamı önlemiştir. Esther İran şahının eşi idi.) İşte Iszak başından geçenleri anlatırken hem Türk idaresi ve onun sağladığı güven ve refahı hem Avusturyalıların ölüm saçan davranışı hakkında değerli bilgiler vermektedir. Tekrar edelim. Bu hatırat Budin ve Macaristan tarihi ile ilgili en eski ve bilinmeyen kaynaklardan biri olduğu için değeri büyüktür. Prof. Dr. Kemal Karpat
  • Fethi Gözler
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    667,88 KB
    Eser Türü: Kitap
  • Charles Eliot
    metin
    3 Ayrım
    6,47 MB
    Eser Türü: Kitap
    -
  • Charles Eliot
    metin
    3 Ayrım
    4,78 MB
    Eser Türü: Kitap
    -
  • Ali Arslan
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    794,00 KB
    Eser Türü: Kitap
    19. yüzyılda başlayan milliyetçilik akımları, Yahudilerin büyük acılar çekmesine neden olmuştu. Milyonlarca Yahudi, Avrupa'daki vahşetten kaçarak başka ülkelere sığınırken önemli bir kısmı da Doğu'ya sığındı. Peki, bu insanlar neden Doğu'ya kaçtılar? Avrupalıların kendilerinden saymadıkları ve "hasta" kabul ettikleri Osmanlı Devleti Yahudilere nasıl yaklaşıyordu? Ülkemizde Yahudiler üzerine yayınlanan çalışmalar genellikle Filistin meselesine odaklanmıştır. Bu titiz çalışmanın yazarı Tarih Profesörü Ali Arslan, bu konuya yalnızca Filistin açısından bakarak, Osmanlı dönemi Yahudileri konusunu bütünüyle kavramanın imkansız olduğunu gösteriyor. Osmanlı'ya gelen göçleri etkileyen faktörlerin tamamını ve Osmanlı Devleti'nin bu olaya karşı takındığı tavrı ve politikalarını ele alıyor. Yahudilerin İspanya'dan sürülmesinden 400 yıl sonra Avrupa'dan Türkiye'ye doğru yaşanan ve kendisi tarafından "İkinci Yahudi Göçü" olarak tanımlanan bu olay üzerine daha önce ortaya konmamış deliller, tezler ve argümanlar ortaya koyuyor. Osmanlıların, Avrupa'daki Yahudilerin mağduriyetlerini azaltmak için neler yaptığını, büyük güçlerin Osmanlı Devleti'ne yönelik stratejilerinde Yahudileri nasıl kullandığını, Siyonist Yahudilerin neleri hedeflediklerini, Osmanlı'nın, göçün insani boyutu ile siyasi boyutunu ayırmakta nasıl bir hassasiyet gösterdiğini bu çalışmada göreceksiniz. Yahudi göçüne karşı II. Abdülhamid ve ekibi ile İttihatçıların tavırları arasında farklar var mıydı? Osmanlı yöneticileri bu Yahudileri neden, nerelere yerleştirdi? Belki de sonunda şu soruyu soracaksınız: Osmanlı Devleti, topraklarına sığınan Yahudiler için neler yaptı ve Yahudiler bunlara nasıl karşılık verdiler? Tüm yönleriyle dünya dengelerini altüst eden bir göçün tarihini bu eşsiz kitapta bulacaksınız.
  • Jacques Le Goff
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    159,27 MB
    Eser Türü: Kitap
    Ünlü Fransız tarihçi Jacques Le Goff, bu kitabında, Avrupa'nın Ortaçağ'dan devraldığı siyasal, kültürel ve ekonomik mirası ortaya koyuyor. "Uzun Ortaçağ"ın, Avrupa'nın hem bir kavram hem de bir gerçeklik olarak oluşumuna imkân tanıyan önemli bir tarihsel dönem olduğuna işaret eden Le Goff, günümüz Avrupa'sına ilişkin bir çok özelliğin kökeninin Ortaçağ'a dayandığını gösteriyor. Le Goff, Avrupa'nın Doğuşu'nda, Hıristiyanlık, "öteki" tehdidi ve diğer faktörlerle kendine ait bir kimlik yaratan Avrupa'nın, yaratıcılık, yenilik ve ilerleme açısından önemli adımlar attığı Ortaçağ'ı yetkin bir şekilde analiz ediyor. Tarım, kentleşme, devlet ve Kilise ayrılığı gibi önemini hâlâ koruyan temel meselelerin kökenlerinin yanı sıra, günümüzde Avrupa Birliği'nin taşıdığı potansiyelin ve barındırdığı iç gerilimlerin tarihine de ışık tutuyor. Avrupa'nın Doğuşu, Ortaçağ Avrupa'sı üzerine ustalıkla yazılmış bir kitap olduğu kadar bugünün Avrupa'sını anlamaya da yardımcı olacak etkileyici bir kitap.
  • Olli Rehn
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    668,50 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Mustafa Kemal Atatürk'ün başlattığı modernleşme sürecinin açık ve uzun dönemli beklentisi olan Avrupa Birliği'ne entegre olması Türkiye'nin çıkarınadır." "AB neden Türkiye ile müzakere ediyor. Çünkü Avrupa bizim değerlerimize, hukukun üstünlüğüne ve ortak politikalara sahip çıkan istikrarlı, demokratik ve refah içinde bir Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor. Bu tamamen bizim çıkarımızı ilgilendiren bir konudur çünkü zamanımızın getirdiği en büyük zorluk, Avrupa'nın hem kıtanın içinde, hem de dışında İslam ile olan ilişkisidir. Türkiye istikrarsız Ortadoğu'da bir istikrar abidesidir." "İstatistiklere göre, bugün başta Almanya, Fransa ve İngiltere'de olmak üzere Avrupa'da 12 ila 15 milyon arasında Müslüman yaşamaktadır. Bu durum, Avrupa'nın demografik yapısmı hızlı biçimde değiştirmektedir, örneğin Berlin'de Protestanlığın ardından en büyük ikinci dini inanç Katoliklik değil, İslam'dır." "Pek çoğu AB üyesi devletlerin vatandaşları olmak üzere şu anda AB'de milyonlarca Müslüman yaşadığına göre, AB'yi bir Hıristiyan kulübü olarak nitelendirmek anlamsızdır." "bak, İran ve diğer Ortadoğu ülkelerindeki gelişmeler; dinler ve medeniyetler ya da enerji ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkilerde AB ve Türkiye'nin birbirlerine ihtiyaçları var. İşte bu yüzden Türkiye'nin AB'ye katılımını destekliyoruz. Güvenlik, ekonomi, enerji ve uygarlaşma meselelerinde ortak değerleri ve çıkarları paylaşıyoruz." —Olli Rehn
  • Orhan Koloğlu
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    203,73 KB
    Eser Türü: Kitap
    Türkiye'de Abdülhamit'in yerenlerin amacı İttihatçıları aklamaktır. Onu Ulu Hakan sayanlar ise sorumlulukları sadece ittihatçılara yüklemenin taktiği olarak, yüceltirler de yüceltirler. Yabancılara gelince, doruğuna erişmiş emperyalizmin Osmanlı toplumuna yönelttiği oyunları örtbas etmenin gereği olarak, ona yüklenirler de yüklenirler. Her çevrenin kendisi dışında suçlu arama tutkusu sebebiyle, hepsi de Abdülhamit'i uluslararası çerçeveye oturup değerlendirmekten kaçınıp, sürekli şahsı üzerinde durmaya, kişisel psikolojisini incelemeye yönelmişlerdir... Bu kitapta uluslararası çerçeveden hareketle padişahın neden'Abdülhamitce' davrandığını ortaya koymaya çalışacağız. Abdülhamit'in sağlıklı değerlendirimesinin önemi yalnız kimi yanlışları düzeltmek için gerekli değildir. Ondan sonra gelenlerin, yani, ittihatçıların, Kemalistlerin ve demokrasi yaşamımızın sağlıklı anlaşılabilmesi de buna bağlıdır.
  • Jacques Attali
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    225,50 KB
    Eser Türü: Kitap
    Avrupa gerçekte mevcut değildir. O ne bir kıta, ne bir kültür, ne bir miller ne de bir tarihtir. Onu tek bir hudut ile veya tek bir ortak gelecek rüyası ile tarif etmek de mümkün değildir. Buna mukabil hudutlarını tahdit etmenin pek mümkün olamadığı Avrupalar mevcuttur. Bugün Avrupa’da herşey değişti. Kıtanın bütün verileri altüst oldu. Komünizm ve Sovyet tehdidi yok oldu. Almanya’nın birleşmesi gerçekleşti. Almanya.nın üstün gücü ile uyumlu bir Avrupa dengesi için başka bir stratejiye gerek var. Ve bu strateji bugün mevcut değil. Birleşmenin bugün batı ekonomilerine getirdiği ressesion dışında Avrupa Topluluğu’nun bulduğu bir ekonomik mücadele formülü yoktur. Komünizme karşı hiç galip gelemeyecekmiş gibi savaşan batı bugün narin zarafetiyle ne yapacağını bilememektedir. Yüksek sesle bu konuda konuşmaktan bile çekinmektedir. İdeolojik bir düşmanı kalmadığı için Pazar ve Demokrasi kelimeleri sanki günümüzün tüm suallerine cevapmış gibi Avrupa’da doğmuş bu iki prensibi dünya prensipleri haline yaymaya çalışmaktadır. Yarın bu kürenin en önemli güçleri Amerika’nın medya gücü ile Asya’nın ekonomik gücü olacaktır. Bunlara üçüncü güç olarak Avrupa(lar)’ın zekaları eklenebilir. Bunun için bu kıta bir değişimler kıtası olmalı ve tekilcilikten kaçınmalıdır. Onu meydana getiren toplumların birlikte yapmalarını organize etmeli ama tek bir sistemde birleştirilmemelidir. Bu tekil kıtanın en büyük kozu çoğulculuktur.
  • Yavuz Bülent Bakiler
    insan sesi mp3 - Türkçe
    24 Ayrım
    323,93 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: HAMZA UĞURLU
    Türkler yaklaşık altı yüzyıl boyunca atlarını mahmuzlayıp farklı coğrafyalarda nice fetihler kovalarken sadece yiğitlikleriyle destan yazmamışlardı. Onların yazdığı en büyük destan, ayrı milletleri barış ve huzur içerisinde tek bir çatı altında asırlarca bir arada yaşatabilmelerine dairdi. Böylelikle insanlığı merkeze alarak adalet, hakkaniyet ve hoşgörü ile bayındır ve refah dolu bir imparatorluk kurmayı başardılar. Fetih politikaları yağma, talan ve yakıp yıkma zihniyetinden çok uzaktaydı. “Zorlama” ki zaten ezelden kendilerine men edilmiş bir tavırdı. Neşvünema üzerine bir niyete sahiplerdi. Dikene gül ile karşılık verme derdindeydiler. Bu dert ile Avrupa’da emsali görülmeyen bir biçimde 550 yıl yaşamayı sürdürdüler. “Avrupa’da Türk İzleri” sizleri ecdadımızın yaşadığı topraklarda bir geziye davet ediyor. Köprülerden çarşılara, medreselerden camilere, hanlara, hamamlara... Mimari doku arasında kültürel, tarihî ve sosyolojik... ayrıntıları keşfedeceğiniz bu yolculukta Türk ruhunun inceliğine hayran kalıp siz de bu ruhun bir parçası olduğunuz için bir kez daha onur duymaya hazır mısınız?

Sayfalar