Konusu:
Edebiyat Bazen İnsanın Canını Yakar!
"Yıllar önceydi, köksüz bir kum bitkisi gibi savrulup duruyordum: o
zamanlar benim gibi olanlara bir ad koymuştu: kumcul."
Bu cümleyle başlıyor İbrahim Yıldırım’ın Kumcul’u. Kumcul bir
karabasan, yazarının deyimiyle. Her şey bir metaforla başlıyor. Köksüz
bir kum bitkisi. Bir çöl canlısı. Kum, çöl, yağmur sıkıntısı ve bekleyişi,
savrulma anlatının sonuna dek giden izlekler. Üç bölümden oluşuyor
bu anlatı. Yer değiştirme, yeni bir yer ve tufan.
Kafkaesk bir atmosferin içine bir anda giriyorsunuz bu anlatıda.
Birinci tekil şahıstan anlatılan hikayeyi farklı açılardan okumanız /
yorumlamanız olası. Fakat tüm bu okuma seçenekleri, size ister
istemez yaşadığınız zamanı, yakın geçmişte yaşanmış toplumsal
sorunları anımsatıyor. Sanki, her şeye, tüm geçmişe yazarın sade bir
dille oluşturduğu metaforik optiğinden bir daha bakıyorsunuz. Görmek,
duymak, koklamak, dokunmak istemediklerinizi şiirsel bir doku içinde
okumak zorunda kalıyorsunuz