Demokrasi Platformu Fikir, Kültür, Sanat, ve Araştırma Dergisi

Bitirildi
metin
Türkçe
1 Ayrım
Eser Türü: 
Dergi
6. Baskı
2006
Alındığı Kurum: 
Yaşar Mutlu
Eser Boyutu: 
1,06 MB
Konusu: 
Takdim, Demokrasi Platformu, elinizdeki Türkiye'de Tarikatlar ve Cemaatler sayısıyla, Türkiye'deki özellikle dinle ilgili sorunların, bilimsel bilgi ile, bilimsel zeminde tartışılarak çözüme kavuşturulması gerektiğinden yola çıkarak, bir ilki gerçekleştirmenin mutluluğunu değerli okurlarıyla paylaşıyor. Tarikatlar cemaatler konusu, Türkiye'nin gündeminden hiç düşmüyor. Ancak, bu konuda insanların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayacak, bilimsel nitelikli derli toplu çalışmaların sayısı yok denilecek kadar az. İşte Demokrasi Platformu, bu konularda kafa yoran bilim adamlarının birikimleriyle okurlarını buluşturarak, bu konunun öncelikle doğru anlaşılmasına katkıda bulunmak istemektedir. Tarikatlar, cemaatler, radikal akımlar ve diğer dinsel oluşumlar, sanki bir tür tabu gibi görünmektedir. Bu, herkesin duruşuna, çıkarlarına, beklentilerine göre ürettiği, isteyenin istediği şekilde kullanabildiği; tanımlanamayan, belki de tanımlanmak istenmeyen ilginç bir tabuya benzemektedir. Sorunun kaynağı öncelikle, kökleri derinlerde olan tarikatların halen yürürlükte olan yasağa rağmen varlığını işlevsel bir şekilde sürdürüyor olmasında; konuya, korkuyla karışık önyargı ile yaklaşılmasında; dini alanda sağlıklı özeleştiri/eleştiri geleneğinin bir türlü istenilen düzeyi yakalayamamasında aranmalıdır. Ayrıca, konunun çok yönlü olarak istismara açık olduğu da unutulmamalıdır. Osmanlı'nın enkazı üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı'nın bütün sorunlarını da "sıkıştırılmış" bir vaziyette devralmıştır. Bu doğrultuda atılan en önemli adımlardan birisi 1925'te Tekke ve Zaviyelerin kapatılması olmuştur. O zamanki koşullan iyi değerlendirirsek, bu işin kangren haline gelmiş bir uzuvdan kurtulma operasyonu olduğunu düşünebiliriz. Ancak, üzerinde önemle durulması gereken husus, seksen yılın sonunda Türkiye'nin bir tür tarikat cennetine dönüşmüş olmasıdır. İşin ilginç yanı, tarikatlarla ilgili birtakım sorunlar gündeme oturduğu zaman, hemen "komplo"nun söz konusu edilmesi ve özeleştiriye meydan verilmemesidir. Diğer taraftan, din konusundaki olumsuz duygu ve düşüncelerini dile getirmek isteyenler de, tarikatlar üzerinde öfkelerini kusmaktadırlar. Ortada, hem teolojik boyutu olan, hem de sosyolojik koşulların ürettiği bir sorunun mevcut olduğu açıkça görülebilmektedir. Bu sorun çözülemeyecek bir sorun da değildir. Çözüm, tarikat oluşumlarının tarihsel arka planını görerek, hangi psikolojik ve sosyolojik faktörlerin bu sorunu çözümsüzlüğe doğru sürüklediğini doğru tespit etmekten geçmektedir. Tarikatlar, kentlerimizi köye dönüştüren göç olgusunun bunalttığı insanlar için bir tür sosyalleşme aracı olarak işlev görmekte; dayanışma, aş, iş ve eş bulma konusunda insanları cezbeden sığınak olmaktadır. Herhangi bir sosyal oluşum, sağlıklı ya da sağlıksız, insanların ihtiyaçlarına cevap verdiği sürece, gizli ya da açıktan varlığını sürdürmeye devam edecektir. Demokrasi Platformu, "Tarikatlar, Cemaatler ve Diğer Dinsel Oluşumlar" konusunu Uç sayı olarak planlamıştır. Elinizdeki bu sayıda sadece tarikatlarla ilgili yazılar yer almaktadır. Mustafa Kara, "Cumhuriyet Döneminde Tarikatlar" konusunu ele almakta ve insanda mevcut olan mistik eğilimlerin ortadan kaldırılamayacağı varsayımından hareketle, bu eğilimlerin devletin kontrolünde sağlıklı yönlendirilmesi gerektiği konusunda bir teklifle ortaya çıkmaktadır. Niyazi Usta, hakkında çok şey söylenen, fakat pek az bilinen "Menzil Nakşiliği"ni ele almıştır. Mehmet Demirci, çok merak edilen "Kenan Rıfâî ve Çevresi"nin doğru anlaşılabilmesi için bir pencere aralamıştır: "Sâmiha Ayverdi çevresindeki oluşum bir tarikat mıdır, değil midir? Kanaatimce tarikat da denemez, hayır tarikat değil de denemez. Bu çevrede yaygın olarak tarikat ritüeli ile alâkalı bir şey yok. Müntesiplerin eğitiminde düzenli olarak yürütülen evrad, ezkâr, zikir, vs. yok. Şeklî bir unsur yok. Peki ne var? Sadece gönül bağı var, muhabbet var". Yrd. Doç. Dr. Sezai Küçük, Mevleviliğin hem geçmişine, hem de bugününe ışık tutmaya çalışmıştır. İsmailağa Cemaati, Kamil Ocak'ın kaleminden ilk defa konuyu merak edenlerin karşısına çıkmaktadır. Mehmet Ali Kirman, uzun yıllar üzerinde çalıştığı Süleymancılık konusunu, ortaya çıkışı, geçirdiği evreler ve günümüzdeki durumu açısından ele almıştır. Son makalede ise Hüseyin Bal, dinin geleceğini tartışmıştır. Demokrasi platformu bu konuyu işlemeye devam edecektir. Bir sonraki sayımızda, İskenderpaşa Cemaati, Işıkçılık gibi konuların yanında, ağırlıklı olarak Alevilik-Bektaşilik-Kızılbaşlık ve Nurculuk konusu ele alınacaktır. Daha sonraki sayımız ise Türkiye'de Kur'an'a dönüş hareketi, siyasi boyut taşıyan radikal dini akımlar, siyasal İslam ve diğer dinsel oluşumlar üzerinde yoğunlaşacaktır. Planladığımız bu üç sayı ile, Türkiye'yi, Türkiye'deki dini hayatı daha iyi anlamaya, sorunların doğru bilgi ile çözüleceği varsayımından hareketle çözüm odaklı arayışlara ışık tutmaya çalışılacaktır. Din konusundaki sorunlanmızın çoğu, gerek teolojik, gerekse sosyolojik boyutta, daha çok din alanındaki korkunç bilgi boşluğu sebebiyle çözümsüz hale dönüşmektedir. Türkiye'nin geleceği açısından, bizim dinle ilgili sorunlarımızı bir şekilde çözmemiz; bazı sorunların da çözülmüş olduğunu fark etmemiz gerekmektedir. Türkiye'yi iyi anlayabilmek ve doğru değerlendirebilmek için, zaman zaman diğer Müslüman ülkelerle mukayese etmek faydalı olur. Fazlurrahman'ın 14 Haziran 1977'de İslam kitabının Türkçe baskısı için kaleme aldığı önsözdeki şu ifadelerin üzerinde düşünülmesi gerektiği kanaatindeyiz: "Müslüman ülkelerin çoğunda, iyi düzenlenmiş bir İslam eğitim örgütü bile mevcut değildir. Sadece Türkiye, 1949'dan beri insana gerçekten umut veren bir islâm eğitim çerçevesi veya örgütü meydana getirmeyi başarmıştır. Ayrıca Türkler'in, Batı kültürü hakkında oldukça yakın, sistemli ve uzun tecrübesi bulunması ve bugün bir bakıma İslam'ı yeniden keşfetmekte olması dolayısıyla bu ülkede İslam Rönesansının zengin ve anlamlı olacağını ümit etmek açısından önemli sebep bulunmaktadır. Çünkü geleceği ilgilendiren köklü meselelerle saklambaç oyunu oynamayıp, bu meseleleri hakkıyla karşılamak için lüzumlu cesarete sahip olmak, Türkler'in ulusal karakterinde yerleşmiş bir unsurdur. Muhammed İkbal'in de ümit ettiği gibi, Türkiye'nin bir kez daha yeni ve semereli bir İslam Rönesansı'nın öncüsü olduğunu ispatlaması pekala mümkündür". Türkiye, gerçekten de çok sancılı bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu sancıların, İslam'ın uygarlığa vücut veren kök hücrelerinin, Batının birikimi ile Türkiye üzerinde buluşmasından da kaynaklandığını; bir tür mayalanma sancısı olduğunu düşünmek de pekala mümkündür. Belki de bunlar, yeni bir uygarlığın mayalanma sancılandır... Prof. Dr. Hasan ONAT Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi
Sisteme Giriş Tarihi: 
Cuma, 1 Aralık, 2017