Yazara Gore Listeleme

  • Mary Doria Russell
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    16,35 MB
    Eser Türü: Kitap
    Mary Doria Russell'ın ilgiyle okunan romanı Serçe'den sonra Tanrının Çocukları da Türkçede: Beklenmedik dönemeçlerle dolu incelikli olay örgüsü ve edebi ustalığıyla en az ilki kadar güçlü bir eser. Roman, Jana'ata ve Runa adlı iki akıllı türün bulunduğu Rakhat gezegenine yapılan ilk seferde yaşanan felaketin ardından, yeni bir sefer için kolların sıvanmasıyla başlıyor. Dünya'da hazırlıklar sürerken, paralel bir anlatımla, Rakhat'ta insanların ister istemez başlattığı değişim rüzgârına da tanık oluyoruz. Zorlu bir yolculuğun ardından Dünyalı ekip hedefe vardığındaysa, iki gezegenin halklarının kaderi bir kez daha kesişiyor. Bir bilimkurgu romanı olarak Tanrının Çocukları'nın ayırt edici özelliği antropolojik derinliği: karakterlerin karmaşık iç dünyasını ikna edici bir şekilde resmetmesi; onların zaaflarını, kendi kendini kandırma ve anlam olmayan yerde bile sürekli anlam arama eğilimlerini, hırs ve yanılgılarını, iyi niyetle de olsa başkalarına zarar verme kapasitelerini gözler önüne sermesi. Dahası, yazarın önemli toplumsal meselelere -farklı türlerin/kültürlerin bir arada yaşaması, anlayış ve hoşgörünün kendinden farklı olanı tanımayla başlaması, katı geleneklerin zulmü, değişimin kaçınılmazlığı vb- yaklaşımı da kayda değer. Bütün bunlara yaratıcı bir hayal gücü ve kitabın her sayfasında hissedilen ince bir mizah da eklenince, ortaya keyif ve heyecanla okunan doyurucu bir roman çıkıyor. Tüm bilim kurgu hayranlarına ve edebiyat severlere tavsiye ediyoruz.
  • umut sarıkaya
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    5,21 MB
    Eser Türü: Kitap
    Kapıyı Remzi açtı. Remzi avurtları içine çökmüş, gözünde, hani siz de bilirsiniz ya, yalnızca çocuklara özgü olan o meraklı bakışların zerresi bulunmayan embesil yaradılışlı bir çocuktu. Zaten çocukları sevmeyen ben, geçen bayram, bayramın dördüncü günü olmasına karşın hâlâ siyah çizgili gri takım elbisesini giyip bizden şeker istemeye geldiğinden beri Remzi'den tiksiniyorum. Yalandan bir başını okşayıp içeri, babası Menderes Abi'nin yanına gittim. Menderes abi oğlundan yana çok dertliydi. Remzi'ye karşı hırpalayıcı bir davranış sergileyerek oğlunun derslerinin çok kötü olduğunu, mümkünse yardımcı olmamı istedi. Ve karşışığında reddedilmeyecek bir meblağ sundu. Meblağı duyunca birden Remzi'ye karşı büyük bir sempati besledim ben. Hatta öyle sempati besledim ki Remzi gibi pırlanta bir çocuğa karşı sert çıkışlar yapan babası bir anda düştü. Ama sonra meblağı ödeyen şahsın Remzi değil de babası Menderes Abi olduğu idrak edince her ikisine karşı da nötr bi tutum sergiledim...
  • Sebastian Fitzeke
    metin - Türkçe
    4 Ayrım
    9,43 MB
    Eser Türü: Kitap
    Leon bir sabah uyandığında, karısının eşyalarını toplayıp kaçarcasına evden ayrıldığını görür. Kadının yüzünde ve kollarında morluklar vardır. Leon’un aklına gelen ilk şey artık geride kaldığına inandığı hastalığı olur: uyurgezerlik. Yoksa yine geceleri ikinci benliği devreye girip insanlara zarar vermeye mi başlamıştır? Bu soruya bir cevap bulabilmek için uykuya dalmadan önce başına hareket sensörlü bir kamera yerleştirir. Sabah görüntüleri izlediğindeyse dehşete düşer: Yatak odasındaki gardırobun arkasında daha önce hiç görmediği gizemli bir kapı vardır. Onu bilinçaltının en karanlık köşelerine girmeye zorlayan bir kapı… Hayal ile gerçeği ayıran çizgi bulanıklaştığında, insan kendini, kendisinden bile korkacak bir hale getiren ürkütücü bir kâbusun içinde bulabilir mi? “Kâbusunuz olacak bir gerilim. Labirentlerin arasında kaybolacaksınız. Hatta kitabı okuduktan sonra bir daha uyumak bile istemeyebilirsiniz.”
  • paolo bacigalupi
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    739,99 KB
    Eser Türü: Kitap
    Gelecekte su, petrolden daha pahalıya satılacak Gelecekte su, altından daha değerli olacak Gelecekte suya sahip olmak için insanoğlu savaşmayı bile göze alacak Dünyanın ekolojik dengesini giderek bozan küresel ısınmanın zararları önlenemez boyutlara ulaşıp verimli araziler tamamen kuruduğunda, ortaya çıkacak sorunları tahmin etmek hiç de zor değil. Amerikalı yazar Paolo Bacigalupi'nin distopik eseri de insanoğlunu bekleyen bu küresel tehlikeyi konu ediniyor. Colorado Nehri'ndeki suyun gün geçtikçe azalmasıyla baş gösteren çatışmaların ve düşmanca politikaların ekseninde gelişen Suda Bıçak İzleri, yakın gelecekte bölgesel olmaktan çıkıp dünyanın genelini kuşatacak kuraklık sorununu gerçekçi boyutlarıyla ele alması açısından oldukça çarpıcı ve dikkate değer bir roman.
  • Alper Canıgüz
    metin - Türkçe
    4 Ayrım
    77,44 MB
    Eser Türü: Kitap
    “Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…” Gül bahçesi maziye, kanlı bir yolculuk… Kan ve Gül, fantastik bir polisiye. Rengini kandan, kokusunu gülden alan bir roman. Ziyadesiyle hazin, epey hareketli, hayli komik. İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner; üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde. Henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete… geçmesi pekâlâ mümkündür. Karizmatik sosyopat Abdül’ün hayatını kurtarması… galiba iyi olacaktır. Mazi tesisatını tamir edebilirse, hayatı, istikbal musluklarından temiz ve tazyikli bir su gibi akacaktır. Biricik aşkı Nergis’ten hiç ayrılmayacak, kızı Zeynep’e hakkıyla babalık edecektir. Peki, bu amatör dedektif, kaderin hükmünü değiştirebilecek midir? Maktulü kurtardığına, katili bulduğuna memnun olacak mıdır? Geleceği görmek mi daha zordur yoksa geçmişi mi? Kara mizah ustası Alper Canıgüz, beşinci romanında, kurgu ve anlatımdaki yetkinliğini bir adım daha öteye taşıyor. Gelecek, bazıları için, hakikaten de uzak bir hatıradan ibarettir. Böyleleri açısından varoluş, hayatın meşum bir noktasında, şimdiki zamandan ileriye doğru uzanan bir yol olmaktan çıkıp, onları geçmişle gelecek arasına sıkıştıran bir hapishaneye dönüşmüştür. Bu, trajik bir hal midir? Herhalde öyledir. Fakat burada bize düşen, kimseyi yargılamak değil; bir köle, ama muhakkak ki pek isyankâr bir köle saymak gereken insanın hazin kaderine dair bir hikâye anlatmak. O yüzden, gelin, az önce sözünü ettiğim iflah olmaz türün bir mensubu sıfatıyla, size her şeyi ta en ortasından başlayarak anlatayım. Evlendiğim ve boşandığım tarih, nikah dairesindeki memur ve avukatımızın tuhaf ve müşterek bir cilvesiyle, aynı güne denk gelmekteydi. Doğum 17 Ocak 1995, ölüm 17 Ocak 2004. Dokuz sene; flört dönemimiz de hesaba katılınca, on altı. Flört ne demekse? “Ayrılık acısından kurtulmak için gereken süre, birlikte geçirilenin yarısı kadar” demişti bir arkadaşım Nergis’le boşandığımızda. O zamanlar sekiz seneyi kendimi öldürmeden ya da ne bileyim, en iyi ihtimalle aklımı kaçırmadan geçirebileceğime pek ihtimal vermemekteydim ya, yuvamızın yıkılışının onuncu sene-i devriyesini geride bıraktığım günlerde, o arkadaşımın bu teoriyi belki de beni teselli etmek için uydurduğunu düşünmeye başlamıştım. Çünkü bu aşkın, bu sevdanın üstünden kış geçiyor, bahar geçiyor, yaz geçiyor, ömür geçiyor lâkin kalbimdeki yara geçmiyor, geçemiyordu.
  • şükrü erbaş
    metin - Türkçe
    4 Ayrım
    6,50 MB
    Eser Türü: Kitap
    "Benim bütün hayatım, kıstırılmış insanın trajedisini canında duyma üstüne şekillenmiştir. Şiirim de, politik tepkilerim de, etik tutumum da bu trajediden almıştır varlığını. Kendisini bir başkasıymış gibi yaşayan insanlar, gittikçe ağırlaşan derdim oldu benim. Yabancılaşma olgusu, şiirimin ve yazılarımın bel kemiğini oluşturur dersem abartı sayılmamalı"
  • şükrü erbaş
    metin - Türkçe
    2 Ayrım
    751,15 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Git. Kapan. Yeterince yol biriktirdin. Küçük kasabalardan akşamların var. Sabah indiğin şehirlerin buğulu kalbi senin. Her çaresizlikten binlerce dalgınlık edindin. Bir gölge bilgisi olduysan, ışıkları unutma. Hayal için, acı verdiğin kadınların kirpikleri yeter. Güzel pişmanlıkların var. Sevinçlerini azımsama. Kaç çocuk, hayatına boşluk olarak ekledi seni. Kaç hayattan yalnızlığın var, ömrünü büyütecek. Ne kadar acı verirse versin, seni doğuran bir kalabalığın oldu. Dersini tenha çalıştın. İncinmek için kimse gerekmiyor sana. Zehir yüzüğün göğüs kafesinde. Yılan ıslıkları kılavuzun olsun. Git. Yanlışı olmayandan koru kendini. Dağ kovuklarının rüyasını uyu. Gecenin sahibi korku değil her zaman. Üstünü örtecek bir yurtsuz bulunur elbet. Mahşerini sev. Onu sen kurdun. Taş bile yalnız kendisi değil. Git. Kapan. Gör, yalnızlığın yatışmaz kalabalığını..."
  • mehmed uzun
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    11,86 MB
    Eser Türü: Kitap
    Aşka en çok çaresizlerin mi ihtiyacı vardır? İki çaresiz, yalnız, eksik ve kırgın yürek aynı topraktan olmalarına rağmen yazgılarına yenik düşüp, farklı cephelerde yer alır. Baz devletin derinliklerinde, yalancı bir geçmişle beslenmiş bir komutan, Kevok, üniversiteyi bırakıp sevdiğinin ardı sıra dağları mekan tutan idealist bir genç kız. Ve bununla birlikte akıp giden, bir halkın makus talihi ve gelecek işaretleri. Yazgıları, onları en umulmadık zamanda buluşturup ölüme yolcu eder.
  • M. Esad Coşan
    insan sesi mp3 - Türkçe
    49 Ayrım
    1280,78 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: AHMET YALCIN
    “Sünnet Olmadan Ümmet Olmaz” eseri iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hadislerle Kur’an-ı Kerim, ikinci bölümde de Hadislerle Peygamberimiz ve Sünnet olgusu işlenmektedir. Eser, sözlerin en şereflisi, en kıymetlisi, en güzeli Allah (cc) kelamı; beşer sözlerinin de en güzeli Rasulullah (sav) Efendimizin hadis-i şerifleri ışığında M. Es’adCoşan’ın konu ile ilgili şerhlerinin derlenmesiyle Ufka Yolculuk için özel olarak hazırlanmıştır.
  • Gülten Dayıoğlu
    insan sesi mp3 - Türkçe
    14 Ayrım
    224,92 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Betül Ceylan
    Mahallenin erkek çocukları çıkmaz sokakta ayaktopu oynuyorlardı. Birdenbire orada beliren on yaşlarında bir kız, meşin topu kapıp kaçmaya başladı. Oğlanlar hemen peşine takıldılar. Vargüçleriyle ona yetişmeye çalışıyor, bir yandan da, Bırak o topu, Suna, yoksa fena olacaksın diye bağırıyorlardı. Suna oğlanların önünde yel gibi koşuyordu. Mahallenin en güçlü çocukları Hüseyin'le Osman bile ona yetişemiyorlardı. Hepsi de soluk soluğaydı. Kovalamaca uzadıkça, bu öfke çığ gibi büyüyordu. Oyunun en tatlı, en coşkulu yerinde Suna'nın topu kapıp kaçması, oyuncu çocukları çileden çıkarmıştı...

Sayfalar